(818 S. K. m. 18, 511, 514)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacılar, usulen ıslah ettikleri dava dilekçelerinde, miras bırakanları N.'ın mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla maliki bulunduğu 105 ada 157 ve 242 parsel sayılı taşınmazlarını aslında bağışladığı halde ölünceye kadar bakım akdi göstererek davalı torununa devrettiğini, davalının akit tarihinde 20 yaşında ve işi olmayan birisi olduğunu, murise bakmadığını, murisin kendilerine küs olduğunu ileri sürüp tapu kayıtlarının iptali ile miras payları oranında adlarına tescilini olmazsa tenkis istemişlerdir.
Davalı, yapılan işlemin gerçek olduğunu, bakıma muhtaç murisle ve kendi babası A. 'le birlikte oturduğunu, sözleşme tarihinde murisin 86 yaşında olup yaşı ve sağlık durumu itibariyle bakım gözetime muhtaç olduğunu, murise düşkün olması ve onunla ilgilenmesi nedeniyle murisin kendisini fazlaca sevip kolladığını, murise ait başka mal varlığının bulunduğunu, kendi üzerinde bıraktığı taşınmazların temlik ettiği taşınmazlardan daha değerli olduğunu, ölünceye kadar murise baktığını, ivazlı akitlerden olan ölünceye kadar bakım akdinin tenkise tabi olamayacağını bildirip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, işlemin danışıklı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından süresinde duruşmalı temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 21.11.2005 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz edilen vs. vekili avukat O. geldi. Temyiz eden vekiline çıkarılan davetiye parçasının dönmediği, gelmediği görüldü, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı, bilahare Tetkik Hakimi S. tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali-tescil olmazsa tenkis isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; miras bırakanın maliki bulunduğu 157 ve 242 parsel sayılı taşınmazlarını 10.1. 1996 tarihli akitle ve ölünceye kadar bakım sözleşmesi ile davalı torununa temlik ettiği anlaşılmaktadır.
Davacılar, anılan temlikin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu iddia ederek eldeki davayı açmışlardır.
Bilindiği üzere; ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi, taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen bir bağıttır. (B.K. m.511). Başka bir anlatımla ivazlı sözleşme türlerindendir. Bu sözleşme ile bakım alacaklısı, sözleşme konusu malın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme; bakım borçlusu da bakım alacaklısına yasanın öngördüğü anlamda ölünceye kadar bakıp gözetme yükümlülüğü altına girer. (B.K. m.514). Hemen belirtmek gerekir ki, bakıp gözetme koşulu ile yapılan temliki işlemin geçerliliği için sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. Bu gereksinmenin sözleşmeden sonra doğması, ya da alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş bulunması da sözleşmenin geçerliliğine etkili olamaz.
Kural olarak bu tür sözleşmeye dayalı bir temlikinde muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. En sade anlatımla muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, aslolan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır. (B.K. m.18). Şayet bakım alacaklısının temliki işlemde bakıp gözetilme koşulunun değil de, bir başka amacı gerçekleştirme iradesini taşıdığı belirlenirse (örneğin mirasçılarından mal kaçırma düşüncesinde ise), bu takdirde akdin ivazlı (bedel karşılığı) olduğundan söz edilemez, akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır. Bu halde de Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 1.4.1974 gün ve 112 sayılı İnançları Birleştirme Kararı olayda, uygulama yeri bulur.
Miras bırakanın, ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi içinde, sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan mal varlığının miktarı, temlik edilen malın, tüm mamelekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların göz önünde tutulması gerekir.
Somut olaya gelince, miras bırakanın davalının da içinde bulunduğu aile ortamında yaşamını sürdürdüğü, ölümüne dek aynı ortamda bakılıp gözetildiği sabittir. Diğer taraftan miras bırakan sağlığında akde aykırılığı ileri sürerek herhangi bir talepte bulunmamıştır. Temlik edilen taşınmazların niteliği ve değerleri dikkate alındığında bakım karşılığı ivaz olma vasfını taşıdıkları da görülmektedir.
Belirlenen bu olgular yukarıdaki ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde çekişmeli taşınmazların davalıya temlikinin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur. Davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Davalının temyiz itirazları yerindedir.
Sonuç: Kabulüyle hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene iade edilmesine, 22.11.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy