(4721 S. K. m. 737)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, kayden 59 nolu parselin, davalının ise komşu 50 nolu parselin maliki olduklarını, taşınmazına davalı tarafından toprak alınmak suretiyle müdahale edildiğini, alınan toprak nedeniyle de taşınmazın bir kısmının çöktüğünü ileri sürerek, elatmanın önlenmesi ve zararın tazminini istemiştir.
Mahkemece, iddianın kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar davacı vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmiş; duruşma günü olarak saptanan 13.12.2005 Salı günü saat 9.15'de daireye gelmeleri için taraf vekillerine tebligat yapıldığı halde gelmedikleri anlaşıldı, incelemenin dosya üzerinde yapılmasına, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi A. Sevil Çalıkoğlu tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Karar: Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi, eski hale getirme ve tazminat isteklerine ilişkindir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; davacının taşınmazı ile davalı taşınmaz arasında kod farkı bulunduğu, arazinin bu yapısı nedeniyle iki taşınmaz arasında davacının kendi mülkiyet alanına yapılan duvarın davalının 50 parsel sayılı taşınmazını tesfiye amacıyla yaptığı hafriyat nedeniyle çöktüğü anlaşılmaktadır.
Davalının bu eyleminde davacı taşınmazına doğrudan bir elatması söz konusu değildir. Davalının meyilli bulunan kendi taşınmazını mülkiyet hakkının kendisine tanıdığı yetkiye dayanarak düzeltmek düşüncesiyle hareket ettiği ancak taşınmazların yapısı gereği 19.5.2004 tarihli ziraat bilirkişi raporunda belirtilen zararın meydana geldiği de sabittir.
Açıklanan bu olgular dikkate alındığında taraflar arasındaki çekişmenin Türk Medeni Kanunu'nun Komşuluk Hukuku'na ilişkin 737 ve devam eden maddeleri gereğince çözüme kavuşturulması gerekeceğinde kuşku yoktur.
Komşuluktan kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümünde gözetilmesi gereken ilkelerden biriside komşu taşınmaz maliklerinin mülkiyetten kaynaklanan haklarını kullanılırken bu haklarında karşılıklı fedakarlıklarda bulunmaları olup, çekişmenin çözümünde fedakarlığın olaya en uygun düşecek şekilde denkleştirilmesi asıldır. Başka bir deyişle, her taşınmaz maliki komşuluk hukukundan doğan hak ve yetkilerini kullanırken gerekli işlere ve doğan zararın giderilmesine kendi yararlanması oranında katılmakla yükümlüdür.
Somut olayda, zarar verici durumun doğrudan davalının kusuruyla oluştuğu kabul edilemez.
Hal böyle olunca, taraflar arasında mevcut çekişmenin hak ve nesafet kuralları gözetilerek, yanların katılmasıyla giderilmesi için uzman bilirkişilerden rapor alınması ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken taraflar arasındaki çekişmeye ortada bırakacak şekilde yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir.
Sonuç: Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 13.12.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy