(4721 S. K. m. 706) (818 S. K. m. 213) (3402 S. K. m. 26) (1.4.1974 Tarih 1/2 S. YİBK.)
Dava: Taraflar arasında görülen davada:
Davacı, miras bırakanı İ. B.'nin mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla 2163 parsel 3. kat 5 no'lu bağımsız bölümünü uzun süredir birlikte yaşadığı davalıya bağışladığı halde tapuda intifa hakkını üzerinde bırakarak ve satış göstermek suretiyle temlik ettiğini, murisin şeker hastası, yaşlı ve gözlerinin az gördüğü bir dönemde yaptığı işlemin neticelerini de bilebilecek durumda bulunmadığını ileri sürüp, tapu kaydının iptali ile muris adına tescilini istemiş daha sonra talebini payına hasretmiştir.
Davalı, murisin yasal mirasçısı olmadığını, davayı tereke mümessilinin takip etmesi gerektiğini, maddi durumunun iyi olması nedeniyle taşınmazın kendi parası ile alındığı halde aile reisi olarak muris adına tescil edildiğini, murisin bu nedenle kendisine temlikte ısrarcı olduğunu, bedelini ödemek suretiyle taşınmazı satın aldığını, sadece bedelin düşük olmasının tek başına muvazaayı ispat için yeterli olmadığını, aralarında resmi nikah olmadığı için güvence unsuru olarak intifa hakkının muris üzerinde bırakıldığını bildirip davanın reddini savunmuş, dahili davalı Yasemin davada taraf olmayacağını bildirmiştir.
Mahkemece, işlemin danışıklı olduğunun ispatlanmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Senem Altınbulak'ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali-tescil isteğe ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden, davacının annesinden ayrıldıktan sonra, gayriresmi biçimde uzun yıllar davalı ile birlikte yaşayan miras bırakan İ. B.'nin maliki bulunduğu, 2163 parseldeki 5 nolu bağımsız bölümü intifa hakkını üzerinde bırakarak çıplak mülkiyetini davalıya satış yoluyla temlik ettiği görülmektedir.
Davacı, temlikin kendisinden mal kaçırmak amacıyla yapıldığını ileri sürmüş davalı ise, çekişmeli taşınmazın kendi parası ile alındığı halde aile reisi olarak davacının babası adına tescil edildiği, taşınmazın bedelinin kendisince karşılanması nedeniyle murisin temliki istediği ve satışın gerçek olduğunu savunmuştur.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi {mevsuf-vasıflı} muvazaa türüdür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazı devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacım gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta, haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olayda, gerek davalının savunması gerekse tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; miras bırakanın satışa ihtiyacı olmadığı ve satış yapmayı gerektirecek geçerli bir sebep bulunmadığı, diğer mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve bedelsiz olarak çekişmeli bağımsız bölümü birlikte yaşadığı davalıya devrettiği anlaşılmaktadır.
Sonuç: Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru değildir. Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harç temyiz edene geri verilmesine, 17.3.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy