(3402 S. K. m. 14, 17, 20) (4721 S. K. m. 719)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Karar: Davacı; 2161 ve 2238 parsel sayılı taşınmazları arasından geçen Menderes Nehri'nin yatak değiştirmesi sonucu ortaya çıkan alanın kendisine ait olduğunu ve eski tapularının bulunduğunu ileri sürüp; adına tescil istemiş; bilahare çekişmeli yerin babasından kaldığını bildirerek tüm mirasçıların duruşmaya katılımını sağlamış ve anılan varisler davacının beyanlarına katıldıklarını ifade etmişlerdir.
Davalı hazine vekili; dava konusu yerin Menderes Nehri yatağı olup,20 yıllık kazandırıcı zamanaşımı süresinin dolmadığını, ayrıca kadastro tespiti sırasında aktif nehir yatağı olması nedeniyle eski tapuya dayanılarak yeniden iktisabının mümkün olmadığını belirterek; davanın reddini savunmuş; diğer davalı köy tüzel kişiliği, davaya yanıt vermemiştir.
Mahkemece, tescili engelleyen hallerin bulunmadığı gerekçesiyle; davanın kabulü ile fen bilirkişi krokisinde gösterilen 20958.06m2 dava konusu alanın davacı ve dahili davalıların mirasbırakanı Hazma Dönmez adına tesciline karar verilmiştir.
Karar, davalı hazine vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Sevinç Türközmen'in raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı Yakup Dönmez, Sulh Hukuk Mahkemesine açtığı davada, 2161 ve 2238 parseller dışında kalan yerin tapulama tespiti sırasında Menderes Nehrinin işgali altında kaldığını; ancak daha sonra, nehrin eski yatağına çekilmesi nedeniyle çekişmeli taşınmazın açığa çıktığını, tapusu kapsamında kaldığını ve ayrıca zilyet olduğunu ileri sürerek tescil isteğinde bulunmuş, İbrahim Tekin davaya müdahale etmiştir. Görevsizlik kararı üzerine, dosya Asliye Hukuk Mahkemesine intikal etmiş, davacı, miras bırakan babası Hamza'nın tüm mirasçılarını davaya dahil etmiş, tüm mirasçılar adına tescil istemiştir. Mahkemece miras bırakan adına tescil kararı verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; Sulh Hukuk Mahkemesince yapılan keşifle yerel bilirkişilerin, davacının zilyetliğine ilişkin soyut beyanlarına itibar edildiği ziraat mühendisi ve Jeolog bilirkişiden tarım arazisi olduğu yönünde raporlar alındığı, 3402 Sayılı Yasanın 14 ve 17. maddeleri anlamında araştırma yapıldığı, 2238 ve 2161 parsellerin 945 parselden ifrazen oluştuğu; 945 parselin ise senetsizden Menderes Nehrinin eski yatağı olduğundan bahisle hazine adına 18.4.1954 tarihinde tespit edildiği, bu tespite itiraz edildiği; dava konusu yerde devletçe ıslah çalışması yapılmadığı; mahkemece sulh hukuk mahkemesinde yapılan keşifle yetinilerek karar verildiği; oysa yargılama sırasında miras bırakan adına kayıtlı T. Evvel 1940 tarih, 9 numaralı tapuya dayanıldığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda mahkemece yapılacak ilk iş sözü edilen tapu kaydının yöntemine uygun biçimde uygulanmasından ibarettir. Bilindiği üzere; harita ve krokisi bulunan tapu kayıtlarına Medeni Kanunun 719, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 20. maddesi uyarınca kapsam belirleneceği kuşkusuzdur. Ancak böyle bir harita ve kroki yoksa veya uygulanabilir nitelik taşımıyorsa öncelikle tapu kaydının ilk tesisinden itibaren tüm gittileri ile birlikte Tapu Sicil Müdürlüğü'nden istenilmesi, gitti kayıtlarının yüzölçümlerinde veya sınırlarında bir değişiklik varsa dayandığı belgelerin incelenip, doğru ve yasal bir nedenin bulunup bulunmadığının araştırılması, doğru esasa dayanmıyorsa, ilk tesisindeki sınırlara itibar edilmesi, ayrıca uygulamada yararlanmak üzere varsa komşu taşınmaz kayıtlarının getirtilmesi, böylece yanların dayandığı, usulüne uygun olarak çıkarılmış tüm belgeler toplandıktan, dosya öteki yönlerden de keşfe hazır hale geldikten sonra yöreyi iyi bilen yaşlı ve yansız yerel bilirkişi veya bilirkişiler aracılığı ile uygulama yapılması, kayıtlardaki her sınır yerel bilirkişi veya bilirkişilerden sorulup arazi üzerinde tespit edilmesi; gerektiğinde sınırlar hakkında açıklayıcı doyurucu bilgiler alınması, bilinmeyen sınırlar yönünden taraflara tanık dinletme olanağının sağlanması, komşu taşınmaz kayıtlarının da aynı şekilde uygulanarak yerel bilirkişi ve tanık sözlerinin denetlenmesi gerekir. Öte yandan sınırlar değişebilir nitelikte ise veya tam olarak kapanmayıp açık yönler kalıyorsa, kayda değişmez sınırlarla bağlantı kesilmemek suretiyle miktarına göre kapsam belirlenmesi, tapu kaydının nizalı taşınmaza uymaması durumunda ise, taşınmazın imar ve ihyası faaliyetinin tamamlandığı ve tarım arazisine dönüştüğü tarihin belirlenmesi, belirlenecek bu tarihe göre zilyetlikle kazanma süresinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin değerlendirilmesi, saptanan ve saptanacak tüm bilgi ve bulguların tapu fen memuru veya mühendis sıfat ve yeteneğini taşıyan uzman bilirkişi tarafından düzenlenecek olan keşfi izlemeye elverişli ve infaza yeterli rapor ve krokiye yansıtılması hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken noksan soruşturmayla yetinilerek yazılı biçimde hüküm kurulması doğru değildir. Kabule göre de ölü kişi adına tescil kararı verilmesi de isabetsizdir.
Sonuç: Davalı hazinenin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün belirtilen nedenlerden ötürü HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 27.04.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy