(3194 S. K. m. 18)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı; kayden paydaşı bulunduğu 1850 ada 62 parsel sayılı taşınmazı, davalının bina yapmak suretiyle işgal ettiğini ileri sürüp, elatmanın önlenmesi, yıkım ve ecrimisil isteğinde bulunmuştur.
Davalı; çekişmeli taşınmazda müstakil malik iken, davacı idarenin yaptığı imar uygulaması sonucu davacıyla paydaş hale geldiklerini, payı oranında taşınmazı tasarruf ettiğini belirterek; davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; dava konusu binanın mülkiyetinin davacının paydaş hale gelmesinden önce davalıya ait olduğu, davacının sadece arsa payı itibariyle ecrimisil isteyebileceği gerekçesiyle; elatmanın önlenmesi ve yıkım istemlerinin reddine, ecrimisil isteminin ise kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; tetkik hakiminin raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava; elatmanın önlenmesi, yıkım ve ecrimisil isteklerine ilişkindir.
Mahkemece; ecrimisil isteğinin kısmen kabulüne, diğer taleplerin reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden toplanan delillerden; çekişme konusu 1850 ada 62 parsel sayılı taşınmazın, 6785 sayılı Yasanın yürürlükte bulunduğu tarihte anılan yasanın 42/C maddesi gereğince yapılan imar uygulamasıyla oluştuğu, taşınmazda davacı Belediye ile davalının paydaş kılındığı, bu yerde davalıya ait imar öncesi yapının mevcut olduğu görülmektedir.
Yukarıda sözü edilen 6785 sayılı Yasanın 42. maddesi hükmü, daha sonra yürürlüğe giren 3194 sayılı İmar Yasasının 18. maddesinde de aynen yer almıştır.
Söz konusu yasal düzenlemelerden; şuyulandırma işlemlerinin zemine ilişkin bulunduğu, üzerindeki yapılar bakımından imar parseli malik veya paydaşlarınca kaim bedeli ödenmeksizin yapı sahibinin bu yerden men edilemeyeceği ve yapının da yıkılamayacağı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere imar yasaları düzenli şehirleşme ve yapılaşma amacı ile oluşturulan düzenlemelerdir. Bu nitelikleri gereği de kamu düzeni ile ilgili hükümleri içerirler. Anılan yasalar uyarınca meydana getirilen imar parsellerinde, imar mevzuatına aykırı yapıların korunması, nitelikleri belirtilen bu yasaların amacına uygun bir düşünce tarzı olamaz. Aykırılığın giderim biçimi de, haklar dengesi gözetilmek suretiyle gerek 6785 sayılı Kanun 42/c, gerekse 3194 sayılı Kanunun 18. maddelerinde düzenlenmiştir. Aksi hal imar parselinde yapısı bulunan kişinin diğer paydaşlar aleyhine haksız korunması sonucunu doğuracaktır.
Hal böyle olunca; yukarıda belirtilen düzenlemeler gözetilmek suretiyle, taşınmazdaki davalıya ait yapının kaim bedelinin belirlenmesi, bu bedelin mahkeme veznesine depo ettirilmesi ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir.
Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK'nın 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 13.4.2005 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI:
Davacı tarafından davalı aleyhine açılan el atmanın önlenmesi, yıkım ve ecrimisil davasının yargılaması sonunda mahkemece, davalı, taşınmazda paydaş olduğu için el atmanın önlenmesi ve yıkım isteminin reddine, ecrimisil isteminin kısmen kabulüne karar verilmiş, karar davacı tarafından temyiz edilmiştir. Yüksek Daire tarafından tapu kaydının şuyulandırma ile oluştuğu 6785 sayılı Yasaya göre yapılan şuyulandırma işlemleri sonucu tapu kaydı oluştuğuna göre davalıya ait binanın kaim bedeli belirlenerek bu bedelin davacı tarafından mahkeme veznesine depo ettirilmesi ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerektiğinden yerel mahkeme kararı bozulmuştur. Aşağıda açıklanan nedenlerle bozma gerekçesine katılmak mümkün olmamıştır.
Dosya arasında bulunan tapunun yazısından öncesi 1850 ada 41 parsel olup davalıya ait olan ve üzerinde davalıya ait kargir apartman ve kargir dükkan bulunan taşınmaz ile 1850 ada 61 parselde kayıtlı olan davacı Belediyeye ait taşınmaz şuyulandırılmış ve 1850 ada 62 nolu nizalı parsel oluşmuştur. Yüksek Daire kararında da belirtildiği gibi gerek 6785 sayılı Yasada gerekse 3194 sayılı Yasanın 18. maddesinde bulunan benzer hükümlere göre şuyulandırma işlemi sadece zemine ilişkin olup üzerinde bina bulunan hisseli parsellerde şuyuun giderilmesinde bina bedeli ayrıca dikkate alınmaktadır.
Öncelikle şu hususu vurgulamakta yarar vardır; gerek 6785 sayılı Yasada gerekse 3194 sayılı Yasada Türk Medeni Yasasının 688 ve devam eden maddelerinde hüküm altına alınmış olan birlikte mülkiyet kurallarının aksine bir hüküm bulunmamaktadır, paydaşların mülkiyet haklarından doğan tasarruf hakkı ister kadastral parselden kaynaklansın, ister imar uygulamasından doğsun isterse taşınmaz tapusuz olsun paydaş tarafından aynı biçimde kullanılmaktadır. Bu nedenle imar uygulamasından dolayı paydaşlar arasında farklı hüküm uygulanması mümkün değildir. Bu durumda nizanın çözümünde özel hüküm niteliğindeki imar yasalarının uygulanması değil genel hükümlere gitme zorunluluğu vardır, genel hükümlere baktığımız zamanda davalının binasını önceden kendi bağımsız bölümüne yaptığı, daha sonra davacı taşınmazı ile birleştirilerek paylı hale geldiği, davalının binanın yapımında ve kullanımında kötü niyetinin söz konusu olamayacağı, ayrıca binanın taşınmazın tamamını kapsamayıp davacının kullanabileceği kısmın mevcut olduğu binanın davalıya aidiyeti yönünden de bir nizanın bulunmadığı bu durumda genel hükümlere göre davalının kullanımının yasanın koruması altında olduğu anlaşıldığına göre el atmanın önlenmesi ve yıkım konusunda açılan davanın reddedilmesi doğrudur (Yukarıda açıklanan gerekçeye göre her ne kadar davalı aleyhine açılan ecrimisil davasının da reddi gerekmekte ise de davalı tarafından bu konuda temyiz istemi bulunmamaktadır).
Öte yandan bir an için 6785 sayılı Yasanın 42 ve aynı nitelikte hüküm içeren 3194 sayılı Yasanın 18. maddesinin uygulanması gerektiği kabul edilse bile yine elatmanın önlenmesi ve yıkıma karar verilmesi mümkün değildir, çünkü bu yasaların amacı hamur kuralı uygulanması sonucu oluşan yeni tapu kayıtlarında bina sahibinin paydaş kılınmaması halinde zemin sahibi ile bina sahibinin haklarını dengelemek karşılıklı hak ve çıkar dengesini korumaktır. Gerek öğretide gerekse uygulamada 3194 sayılı İmar Yasasının bina ile ilgili hükümlerinin uygulanmasında bina sahibinin yeni oluşan mülkiyet durumunda paydaş olmaması ve arsanın bina sahibine ait değil başka birinin imar parseli içerisinde kalması durumunun esas alınacağı kabul edilmektedir (Örnek Açıklamalı ve İçtihatlı İmar Kanunu Şerhi ve Mevzuatı, Eraslan Özkaya-2000 sayfa 288-289-291). Aksi düşünce hem birlikte mülkiyet kurallarına aykırı olup hem de taşınmazın bütünleyici parçası olan binanın yıkımı önemli tasarruf niteliğinde olduğundan tüm paydaşların onaylarının bulunması gerektiği yolundaki kurala da ters düşecektir.
Sonuç olarak gerek birlikte mülkiyet ile ilgili genel kurallara göre, gerekse Yüksek Daire tarafından uygulanması gerektiği belirtilen imar mevzuatına göre taşınmazda paydaş olup aynı zamanda binanın da sahibi olan davalının mülkiyet hakkından doğan kullanımına engel olunamayacağı, taşınmaz üzerinde halen davacının kullanabileceği bir kısmın bulunduğu, taraflar arasındaki nizanın ancak ortaklığın giderilmesi yolu ile çözümlenebileceği dikkate alındığında el atmanın önlenmesi ve yıkımla ilgili istemin reddi yolunda verilen yerel mahkeme kararının onanması gerektiği düşüncesindeyim.
Full & Egal Universal Law Academy