(3402 S. K. m. 13) (766 S. K. m. 32) (743 S. K. m. 688, 713) (1086 S. K. m. 428)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, kayden paydaşı bulundukları tapulu taşınmaza davalının inşaat yapmak suretiyle elattığını ileri sürerek bunun giderilmesi ve yıkım isteklerinde bulunmuşlardır.
Davalı, dava konusu taşınmazı uzun yıllardır kullandığını, eklemeli olarak 150 yıldan fazla süredir zilyet olduğunu, davacıların dayandıkları tapunun hukuki kıymetini kaybettiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Karar, davacılar vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Şükran Dağlı İ.'ün raporu okundu, düşüncesi alındı.Dosya incelendi,duruşma isteği hüküm tarihine göre değerden reddedilip gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, tapulu taşınmaza elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğine ilişkindir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; davacıların Nisan 953 tarih ve 69 sıra nolu tapuda dava dışı Küçük Ahmet ve Ahmet'le birlikte toplam 3/8 payda eşit olarak paydaş bulundukları, davalının ise taşınmazda sicile dayalı bir hakkının olmadığı anlaşılmaktadır.
Davacıların iddialarının dayanağını teşkil eden tapu kaydı; nisan 1318 tarih 11 nolu kayıttan gelmektedir. Anılan kayıt Aralık 1341/98 sıra ile 1/8 pay Sait oğlu Mustafa,4/8 pay Mustafa oğlu Mustafa, 3/8 payda Abdullah kızı Fatma adına intikal görmüştür. Mustafa oğlu Mustafa'ya ait 4/8 payın malikinin ölümüyle mirasçılarına intikal ettiği ve bazı payların temlikleri sonucu K.Sani 1935 tarih 42 sayılı tapu ile Seyit ve İsmail'e geçtiği, keza Aralık 1341 tarih 98 numaralı kayıtta 3/8 pay sahibi Fatma payının temliki ile İsmail oğlu Mehmet'e ondanda satış yolu ile Nisan 1953 tarih 69 sıra sayılı tapu ile dava dışı kişilerle birlikte davacı Mustafa ve İsmail A.'ya intikal ettiği görülmektedir. Bu duruma göre Sait oğlu Mustafa'nın 1341 tarih 98 sıra nolu tapudaki payı tedavül görmemiş, aynı kayıtta yer alan Mustafa oğlu Mustafa'ya ait, 4/8 pay ise en son K.Sani 1935 tarih 42 nolu tapu kaydına tedavül görmüş, ondan sonra intikale uğramamıştır.
Davacıların dayanağı Nisan 1953 tarih 69 sıra nolu tapu kaydında paydaş görünen Ahmet ile davalı arasında daha önce görülüp Yargıtay denetiminden geçmek suretiyle kesinleşen Çaykara Sulh Hukuk Mahkemesinin 18.10.2002 tarih 42 esas ve 208 karar sayılı elatmanın önlenmesi davasında, davalının kullanımında olan çekişmeli bölümün dayanak tapu kapsamında kaldığı saptanmıştır. Esasen, çekişmeye konu bölümün tapu kapsamında kalmadığı şeklinde davalının bir savunması da yoktur. Aksine, yargılama süresince tapu kaydının hukuki kıymetini yitirdiği bildirilmiştir.
Ne var ki, mahkemece iddia ve savunma doğrultusunda hükmü yeterli olacak nitelikte bir inceleme ve araştırma yapılmamıştır.
Bilindiği üzere; maliki, ölen veya gaipliğine hükmedilen yahut kim olduğu anlaşılamayan tapu kaydında yazılı taşınmaz, kazandırıcı zaman aşımı ile mülk edinmeye elverişli bir nitelik taşır. Başka bir anlatımla sonraki malikler mülkiyet hakkını işletip tapu kaydını kendi üzerlerine intikal ettirmek suretiyle tapu sicilinin açıklık (aleniyet) ilkesinden yararlanır duruma gelmedikçe üçüncü kişilerin o taşınmaz hakkında zilyetlikle mülk edinme yolu açık kalır. Medeni Kanunun 713/2. maddesinde tapulu bir taşınmazın zilyetlikle mülk edinme koşulları açıklanmış ...maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan veya 20 yıl önce ölmüş ya da hakkında gaiplik kararı verilmiş olan kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının (davasız ve aralıksız olarak 20 yıl süre ile ve malik sıfatıyla) zilyedi de... mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini istiyebilir hükmünü getirmiştir.
Aynı kural yürürlükten kalkmış olan 766 sayılı tapulama kanununun 32/d ve halen yürürlükte bulunan 3402 sayılı kadastro yasasının 13/B-C maddesinde tekrarlanmıştır.
Hal böyle olunca, yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde gerekli araştırma ve incelemenin yapılması, soruşturmanın eksiksiz tamamlanması, tapu kaydının bazı veya tüm paylar yönünden hukuki kıymetini kaybedip kaybetmediğinin saptanması, kaybetmediğinin anlaşılması halinde davanın kabulü, aksi takdirde çekişmenin giderilmesinde yeni Medeni Kanunun 688 ve devamı maddeleri hükümleri gereğince paylı mülkiyet hükümleri gözetilmek suretiyle hasıl olacak duruma göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davacıların temyiz itirazları yerindedir.
Sonuç: Kabulüyle hükmün H.U.M.K.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 23.05.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy