(4721 S. K. m. 561, 563, 564, 565, 570)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar,çekişme konusu taşınmazların murisleri Şükrü tarafından davalılara hibe edildiğini ve kadastroca davalılar adına tespit edildiğini ileri sürerek tapu iptali,tescil ve tenkis istemişlerdir.
Davalılar,davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece,davanın kabulü ile çekişme konusu 313,314,1228 parsel sayılı taşınmazların davalılar adına tapu kaydının iptali ile miras bırakan Şükrü adına tesciline karar verilmiştir.
Karar,davalılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla;Tetkik Hakimi raporu okundu,düşüncesi alındı.Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava,muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali,tescil ve tenkis isteklerine ilişkindir.
Dosya içeriği ve toplanan delillere göre tapunun 12.12.1997 tarih ve 18 sayısında kayıtlı taşınmazın,kayıt maliki Ali Rıza nın satışından 1/2 şer paylı olarak davalılar Bilal ve Hasan adına tescil edildiği,anılan kaydın kadastroca 313 ve 314 nolu parsellere revizyon gördüğü,Y. Kadastro Mahkemesine davacılar tarafından muris muvazaası hukuksal nedeni ile açılan itiraz davası sonunda,anılan Mahkemenin 1987/4-39 sayılı kararı ile taşınmazın miras bırakandan değil 3. kişiden satın alma yoluyla davalılara intikal ettiği gerekçesiyle davanın reddedildiği,hükmün onanarak kesinleştiği anlaşılmaktadır. Eldeki dava ile yukarıda açıklaması yapılan davanın hukuki sebebinin taraflarının ve konusunun aynı olduğu görülmektedir. Bu durumda dava konusu taşınmazlar bakımından kesin hüküm oluştuğu açıktır. Kesin hükmün mahkemece resen gözetilmesi zorunludur.
Öte yandan,çekişme konusu 1228 parsel sayılı taşınmazın da kadastro öncesi tapuda bağış akti ile davalılara miras bırakan tarafından temlik edildiği,anılan taşınmaz bakımından 1.4.1974 gün ve 1/2 Sayılı İnançları Birleştirme Kararının uygulama yeri bulunmadığı,koşulların bulunması halinde tenkise tabi tutulabileceği kuşkusuzdur.
Bilindiği üzere; tenkis ( indirim ) davası, miras bırakanın saklı payları zedeleyen ölüme bağlı veya sağlar arası kazandırmaların ( teberru ) yasal sınıra çekilmesini amaçlayan, öncesine etkili, yenilik doğurucu ( inşai ) davalardandır.
Tenkis davasının dinlenebilmesi için öncelikli koşul; miras bırakanın ölüme bağlı veya sağlar arası bir kazandırma işlemi ile saklı pay sahiplerinin haklarını zedelemiş olmasıdır. Saklı payların zedelendiğinden söz edilmesi ise kazandırma konusu tereke ile kazandırma ( temlik ) dışı terekenin tümü ile bilinmesiyle mümkündür. Tereke miras bırakanın ölüm tarihinde bırakmış olduğu mameleki kıymetler ile, iadeye ve tenkise tabi olarak yaptığı kazandırmalardır. Bunlar terekenin aktifini oluşturur. Miras bırakanın borçları, bakmakla yükümlü olduğu kişilerin bir aylık nafakası, terekenin defterinin tutulması, mühürlenmesi, cenaze masrafları gibi giderler de pasifidir. Aktiften belirtilen borçların indirilmesi net terekeyi oluşturur. Tereke bu şekilde tespit edildikten sonra mirasın açıldığı tarihteki fiyatlara göre değerlendirilmesi yapılarak parasal olarak miktarının tespiti gerekir. ( MK.565 ) Miras bırakanın Medeni Kanunun 506. maddesinde belirlenen saklı paya tecavüz edip etmediği bulunan bu rakam üzerinden hesaplanır. Tasarruf oranı aşılmış ise tasarrufun niteliğine göre icap ederse kazandırma işleminde, saklı payları zedeleme kastının bulunup bulunmadığı objektif ( nesnel ) ve sübjektif ( öznel ) unsurlar dikkate alınarak belirlenmelidir. Zira tasarruf oranını aşan her kazandırmada saklı payları zedelenen kastının varlığından söz edilemez.
Mutlak olarak tenkise tabi tasarruflarda ( ölüme bağlı tasarruflar veya Medeni Kanunun 565. maddesinin 1,2 ve 3 bentlerinde gösterilenler ) veya saklı payı ihlal kastının varlığı kesin olarak anlaşılan diğerlerinde özellikle muayyen mal hakkında tenkis uygulanırken Medeni Kanunun 570. maddesindeki sıralamaya dikkat etmek davalı mahfuz hisseli mirasçılardan ise aynı kanunun 561. maddesinde yer alan mahfuz hisseden fazla olarak alınanla sorumluluk ilkesini gözetmek, dava konusu olup olmadığına bakılmayarak önce ölüme bağlı tasarruflarla davacının saklı payını tamamlamak, sonra sağlar arası tasarrufları dikkate almak gerekir.
Bu işlem sırasında dava edilmeyen kişi veya tasarrufların tenkisi gerekeceği sonucu çıkarsa davacının onlardaki hakkını dava etmemesinin davalıyı etkilemeyeceği ve birden çok kişiye yapılan teberru tenkise tabi olursa 563. maddede yer alan, alınanla mütenasip sorumluluk kuralı gözetilmelidir.
Davalıya yapılan tasarrufun tenkisine sıra geldiği takdirde tasarrufun tümünün değeri ile davalıya yapılan fazla teberru arasında kurulan oranda ( SABİT TENKİS ORANI ) tasarrufa konu malın paylaşılmasının mümkün olup olamayacağı ( MK.564 ) araştırılmalıdır. Bu araştırma sonunda tasarrufa konu mal sabit tenkis oranında bölünebilirse bu kısımların bağımsız bölüm halinde taraflar adına tesciline karar verilmelidir.
Tasarrufa konu malın sabit tenkis oranında bölünmezliği ortaya çıktığı takdirde sözü geçen 564. maddedeki tercih hakkı gündeme gelecektir. Böyle bir durum ortaya çıkmadan davalının tercih hakkı doğmadan davalının tercihinin kullanması söz konusu olamaz. Daha önce bir tercihten söz edilmişse sonuç doğurmaz. O zaman davalıdan tercihi sorulmak ve 11.11.1994 günlü 4/4 sayılı içtihadı birleştirme kararı uyarınca süratle dava konusu olup sabit tenkis oranına göre bölünemeyen malın, tercih hakkının kullanıldığı gündeki fiyatlara göre değeri belirlenmeli ve bu değerin sabit tenkis oranıyla çarpımından bulunacak NAKTİN ödetilmesine karar verilmelidir.
Sonuç: Hal böyle olunca, çekişme konusu 313 ve 314 parsel sayılı taşınmazlar hakkındaki davanın kesin hüküm gözetilerek reddedilmesi;1228 parsel sayılı taşınmaz bakımından yukarıdaki ilke ve olgulara göre araştırma ve inceleme yapılması,sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir.Davalıların temyiz itirazı yerindedir.Kabulü ile açıklanan nedenlerden ötürü H.U.M.K.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA,alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine 23.6.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy