(4721 S. K. m. 683, 737)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, komşu parsel maliki davalının taşınmazları arasındaki olması gereken 3 metrelik çekme mesafesine riayet etmeksizin, taşınmazın sınırına oteline ait müştemilatlar inşaa ettiğini; hasarlı durumdaki bu yapıların yıkılma riskinin bulunduğunu ve kendisi için tehlike arzettiğini; ayrıca davalının gazinosunun çatısındaki sac olukların çürümesi nedeniyle yağmur sularının bahçesine dolduğunu ve evine zarar verdiğini, davalının mülkiyet hakkını kötüye kullandığını ileri sürerek, nizalı yerdeki müştemilatların yıkımı ile eski hale getirilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, sabit bulunan davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi N. Semra Soydaş'ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava, mülkiyet hakkından ve komşuluk hukukundan kaynaklanan elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerine ilişkindir.
Dava dilekçesinin içeriğine ve iddianın ileri sürülüş biçimine göre davacının, davalının kendi mülkiyet alanına yapmış olduğu bina ve müştemilatının çekme mesafesine uyulmadan inşa edildiğini, ayrıca taşınmazının sınırına yapılan müştemilat duvarının tehlike oluşturduğunu bildirerek yıkım suretiyle elatmanın önlenmesini istediği anlaşılmaktadır.
Mahkemece, davalıya ait yapının her iki taşınmazı ayıran sınırdan itibaren davalının çap kaydı içerisine doğru 3 metre çekilmesine ve sınırdaki duvarın yıkımı suretiyle davalının elatmasının önlenmesine karar verilmiştir.
Bilindiği üzere; çağdaş hukuk sistemlerindeki tanımıyla mülkiyet: geniş haklar, buna bağlı yetkiler ile birlikte bazı ödevlerin oluşturduğu bir hukuksal kurumdur. Başka bir söyleyişle mülkiyet, tanıdığı geniş hak ve yetkilerin yanında bazı ödevlerde yükleyen bir ayni haktır. Medeni Kanunun 683. maddesinde Bir şeye malik olan kimse hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. hükmü getirilmek suretiyle mülkiyet hakkının kanunla kısıtlanabileceğine işaret olunmuştur. Bu doğrultuda olmak üzere, taşınmaz malikini komşusuna zarar verebilecek her türlü taşkınlıklardan kaçınmakla yükümlü kılan aynı kanunun 737. maddesi, komşuluk ilişkilerinden doğan zorunlu çıkar çatışmalarını düzenlemiş, bir arada yaşamak durumunda olan, komşu taşınmaz maliklerinin ekonomik, sosyal çıkarlarını dengede tutabilmek için onlara katlanma ve kaçınma ödevleri yüklemiştir.
O halde, bir toplumda birlikte yaşama olanağı sağlayan insancıl, gerçekçi, zorunlu temel hukuk kuralına göre, hakim; somut olayın özelliğini, taşınmazların konumlarını, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetleri, toplumun doğal ihtiyaç ve gerçeklerini gözönünde bulundurarak, komşuların birbirlerine göstermekle yükümlü oldukları olağan katlanma ve hoşgörü sınırını aşan bir taşkınlığın bulunup bulunmadığını saptama, zararı giderici önlemlerden en uygununu bulma, kaçınılmaz müdahaleleri yapmak suretiyle özverileri denkleştirme durumundadır.
Bunun içinde zararın niteliği, kapsamı ve ne surette giderileceği yönünde tarafların tüm delilleri toplandıktan, gerektiğinde yerinde keşif yapıldıktan sonra uzman bilirkişilerden bilim ve tekniğe uygun gerekçeli rapor alınması zorunludur.
Somut olaya gelince; 157 parselin davacıya 25 parselin ise kayden davalıya ait olduğu, her iki parselin bitişik bulunduğu sabittir. Gerçekten de davalının kendi mülkiyet alanına yaptığı binanın özellikle ek tesislerinin araya duvar çekilmek suretiyle davalı sınırına bitişik şekilde ve çekme mesafesine uyulmaksızın ve imar düzenlemesine aykırı nitelikte yapıldığı da teknik bilirkişilerin raporlarıyla belirlenmiştir. Ne var ki, imar mevzuatında ön görülen çekme mesafesine uyulmaksızın gerçekleştirilen yapılaşmalar kural olarak komşuluk hukuku açısından bir zarar doğurmadığı sürece idareyi ilgilendireceği ve idari yaptırımı gerektireceği kuşkusuzdur. Böylesine bir olgu ve yapılaşmanın kişinin maliki olduğu şey üzerindeki mülkiyetten kaynaklanan kullanma ve yararlanma hakkının doğal bir sonucu olduğu da muhakkaktır. Oysa, davalıya ait çap kaydı içerisinde yapılan inşaat ve müştemilat tesislerinin komşuluk hukukundan kaynaklanan bir zararının varlığı da açıkça saptanmış değildir.
O halde, mahkemece yapı ve tesislerin 3 metre içeriye çekilmesine karar verilmiş olmasında isabet yoktur. Öte yandan, teknik bilirkişiler raporlarında davalının kendi mülkü içerisinde yaptığı müştemilat tesis duvarına sonradan ilave edilerek yükseltilen bölümünün kötü malzeme kullanılması ve kötü işçilik sonucu kabarma yaparak davacı taşınmazına taşkınlık oluşturduğunu, dökülen beton parçalarının davacı taşınmazı açısından tehlike yarattığını bildirdikleri halde, raporda tehlikenin ne olduğu ve niteliği hakkında bir bilgiye yer verilmediği gibi önlemlerin nelerden ibaret olacağı hususunda da bir açıklık getirilmemiş, doğrudan yıkım önerilmiştir.
Öyleyse; eksik incelemeye dayalı yetersiz bilirkişi rapor ve görüşlerinin hükme esas alınması doğru değildir.
Hal böyle olunca, yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde araştırma ve incelemenin yapılması, soruşturmanın eksiksiz tamamlanması, ondan sonra somut olaya en uygun düşecek ve çekişmeyi giderecek nitelikteki önleme hükmedilmesi gerekirken eksik incelemeyle yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması isabetsizdir. Davalının temyiz itirazları yerindedir.
Sonuç: Kabulüyle hükmün H.U.M.K.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 04.05.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy