(818 S. K. m. 241, 244, 246)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, miras bırakanlarının ve davacı H.K.'ın maliki bulundukları 16 parsel sayılı taşınmazın üzerindeki binanın kuran kursu olarak kullanılması koşuluyla davalı Diyanet Vakfı'na hibe edildiğini, ancak taşınmazın gayesine uygun olarak kullanılmadığını ileri sürerek tapu iptal tescil isteğinde bulunmuşlardır.
Davalı, bağışın koşulsuz olduğunu bildirip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, Borçlu Kanunu'nun 246. maddesinde belirlenen hak düşürücü sürenin dolumundan sonra dava açıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi S.A.'un raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, duruşma istemi değerden reddedildi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Karar: Dava, koşullu bağıştan rücu hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir.
Mahkemece, süresinde açılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; çekişme konusu 16 parsel sayılı taşınmazın 1992 yılında kuran kursu açılması amaçlanarak bağış yoluyla davalı vakfa devredildiği, kuran kursu yapılmaması üzerine, davacılarından takibiyle davalı vakfın 27.7.1998 tarihli yazı ile taşınmazda kuran kursu açılamayacağını, ancak kız öğrenci yurdu açılabileceğini bağışlayanlara bildirdiği ve muvafakatlerini istediği, bu iznin verildiği, böylece bağış koşulunun değiştiği, ne var ki bu koşulun da yerine getirilmemesi üzerine davacılar tarafından 13.11.2001 tarihinde davalı vakfa, bağış koşullarının yerine getirilmesi, mümkün olmadığı takdirde taşınmazın iadesinin ihtar edildiği, dava tarihine kadar edimlerin yerine getirilmediği ileri sürülerek eldeki davanın açıldığı görülmektedir.
Bilindiği üzere; bağıştan dönme (rücu) bağışlayanın tek yanlı, bağışlanana varması gereken beyanıyla geriye yürürlü (makable Şamil) olarak hukuki ilişkiye son veren yenilik doğurucu bir haktır. Bağışlayan koşullu veya mükellefiyetli şekilde bağışla bulunmuşsa, bağışlanandan hukuka, ahlaka aykırı veya imkansız olmadığı sürece BK' nın 241. maddesi uyarınca koşul veya mükellefiyetin yerine getirilmesini isteyebilir. Haklı bir neden olmaksızın yerine getirilmemesi halinde de aynı yasanın 244/3. maddesine dayanarak bağıştan dönmez hakkını kullanıp verdiğini geri isteyebilir.
Hemen belirtmek gerekir ki; bağış sözleşmesindeki koşul veya mükellefiyetin niteliğinin, kapsamının yerine getirilme zamanının tam olarak tespiti büyük önem taşır. Bu itibarla salt kullanılan sözlerin değil, tarafların gerçek iradelerinin ve bağışlayanın asıl amacının ortaya çıkarılması gerekir. Ayrıca amacın gerçekleşmeyeceğinin kesin biçimde anlaşılması tarihi ile bu tarihten itibaren BK' nın 246. maddesine göre bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde bağıştan dönme (rücu) hakkının kullanılıp kullanılmadığının araştırılması da zorunludur.
Öte yandan Borçlar Kanunu'nun borçlunun temerrüdüne ilişkin genel hükümleri; koşullu veya mükellefiyetli bağışlarda da gözden uzak tutulmamalı, 107. maddede sayılan özel haller dışında, sözleşmeden dönme hakkının kullanılabilmesi için mütemerrit duruma düşen bağışlanana işin özelliğine ve hayatın olağan akışına uygun bir süre tanınmalıdır.
Somut olaya gelince, taraflar arasında yapılan yazışmalar ve davacıların takipleri gözetildiğinde, davanın 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığını söyleme olanağı bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan olgular ve toplanan deliller birlikte değerlendirildiğinde bağıştan rücu koşullarının gerçekleştiği gözetilerek davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.
Sonuç: Davacıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK 'un 428. maddesi uyarınca bozulmasına, peşin alınan harcın temyiz edene iade edilmesine, 09.06.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy