(3402 S. K. m. 14, 17)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı Hazine, dava konusu 30/1276 parsel sayılı taşınmazın Sakarya Nehri yatağı olması nedeniyle kadastro tespitinde hazine adına yazıldığını, komisyonca itiraz üzerine usulsüz olarak davalılar adına tescil edildiğini ileri sürerek iptal ve tescil istemiştir.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, çekişme konusu taşınmazın nehir yatağı dışında kaldığının belirlendiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı temsilcisi tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Özgül Bozkurtgil'in raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Davacı hazine, çekişmeli taşınmazın, Sakarya Nehri'nin eski yatağında kaldığından söz edilerek, hazine adına; itiraz üzerine de davalı adına tescil edildiğini ileri sürerek davalılar adına olan tapunun iptaliyle hazine adına tescil isteğinde bulunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; Cihadiye Köyü 1276 parselin tapulamaca 4.2.1970 tarihinde senetsizden "Sakarya Nehri metrukat ve ham toprak niteliğine göre" 515900 m2 yüzölçümüyle hazine adına tespit edildiği, muhtelif kişilerin itirazları sonucu tapulama komisyonunun 15.2.1979 tarihli kararıyla 88 ayrı parsel oluşturularak kişiler adına, kalan kısmın da 378.375 m2 miktarıyla yine 1276 parsel sayısı altında hazine adına tescil edildiği; bu işleme karşı kadastro mahkemesinde açılan iptal ve tescil davasının görevsizlik nedeniyle retle sonuçlanarak kesinleştiği, eldeki davanın davalı aleyhine kadastro mahkemesinde açılıp görevsizlik nedeniyle asliye hukuk mahkemesine intikal eden 25/1276 parselle ilgili bulunduğu anlaşılmaktadır.
Eldeki davada, yerinde yapılan keşifler sonucu kıyı kenar çizgisinin bu yerde önceden oluşturulan seddelerden ayrı olarak belirlendiği, seddelerin bu belirlemede dikkate alınmadığı görülmektedir. Bunun yanında bilirkişilerce yapılan saptamanın 23.11.1997 tarih 5/3 Sayılı İnançları Birleştirme Kararında öngörüldüğü anlamda olmadığı da açıktır.
Bu durumda; mahkemece, öncelikle yukarıda sözü edilen inançları birleştirme kararı dikkate alınmak suretiyle kıyı kenar çizgisinin bilimsel olarak belirlenmesi bu belirlemede nehrin zaman içerisinde yatak değiştirdiği gözetilerek kenarında önceden yapılan seddelerin de dikkate alınması, taşınmazın kıyı kenar çizgisi dışında olduğunun saptanması ve çekişmeli taşınmazın sedde yapıldıktan sonra tarım arazisine dönüştüğünün belirlenmesi halinde, imar ve ihya faaliyetinin tamamlandığı ve zilyetliğin eylemli olarak başladığı tarihin kesin surette saptanması, kadastro tespitinin yapıldığı tarih itibariyle zilyedikle kazanma süresinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin açıklığa kavuşturulması, 3402 Sayılı Yasanın 14 ve 17. maddelerinde yazılı sınırlamalar nazara alınarak miktar araştırması yapılması tüm bu bilgi ve bulguların tapu fen memuru yada mühendisi sıfat ve yeteneğine haiz uzman bilirkişi tarafından düzenlenecek olan keşfi izlemeye ve infazı sağlamaya elverişli rapor ve krokiye yansıtılması, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, noksan soruşturmayla yetinilerek davanın reddedilmesi doğru değildir. Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 23.5.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy