(4721 S. K. m. 2, 706) (818 S. K. m. 213) (6762 S. K. m. 26)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, 1004 parsel sayılı taşınmazda davalıdan pay satın aldığını, ancak davalının aldığı pay karşılığı kendisine yanlış yer göstermesi nedeniyle başka parsele tecavüzlü şekilde bina inşa ettiğini, halen payından az yer kullandığını ileri sürerek paya vaki elatmanın önlenmesi ile bu kısmın tarafına teslimini istemiştir.
Dahili davalılar, çekişmeli taşınmazda pay satın alan davacının yirmi yıldır oturduğu binasının bulunduğunu; paydaşlar arasında fiili taksim yapılmadığını, davacının ölçüm yaptırmadan binasını başka taşınmaza tecavüzlü şekilde inşa etmesinin kendi kusurundan kaynaklandığını, paylı mülkiyet üzere olan taşınmazda her paydaşın taşınmazın tamamında hakkı olduğunu belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davacının 1004 parsel sayılı taşınmazın 85 m2 kısmını ev ve bahçe olarak, davalıların ise diğer kısımları ekip-biçerek kullandıkları, davacının payına düşen 140 m2'den 55 m2 noksan yeri, davalıların ekip-biçmek suretiyle tasarruf ettikleri ancak paylı mülkiyete konu bu kısmın davacıya teslimine karar verilemeyeceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davalıların 55 m2 kısma vaki elatmalarının önlenmesine, davacının dava konusu taşınmazın kendisine teslimi yönündeki talebinin reddine karar verilmiştir.
Karar, davalılar tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla;Tetkik Hakimi Sevinç Türközmen'in raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, paydaşlar arasında elatmanın önlenmesi isteğine ilişkindir.
Bilindiği üzere; paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamıyan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman istiyebilir. Hatta elbirliği mülkiyeti de dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şuyun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere M.K.nun 706, B.K.nun 213, T.K.nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şuyun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, ahde vefa kuralının yanında M.K.nun 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, M.K.nun müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Somut olaya gelince;dava konusu taşınmazda tarafların paydaş oldukları özel parselasyon yapılmadığı, fiili kullanım biçiminin oluştuğunun söylenemeyeceği, öte yandan tarafların çekişmesiz olarak kullandıkları yer bulunduğu görülmektedir. Bu gibi hallerde çekişmenin ancak ortaklığın giderilmesi davasıyla çözümlenebileceği kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Davalıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü H.U.M.K.'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 08.06.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy