(818 S. K. m. 18, 511, 514)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, miras bırakanları Ahmet 'in mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla dava konusu 18 nolu parseldeki payını oğlu olan davalıya ölünceye kadar bakma akti ile muvazaalı olarak devrettiğini ileri sürerek, iptal ve muris adına tescil olmadığı takdirde tenkis isteğinde bulunmuşlardır.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, bakım alacaklısı miras bırakanın sağlığında sözleşmeye aykırı davranıldığından dolayı davalı aleyhine dava açmadığı, miras bırakanın ölümünden sonra mirasçıların da bu iddiayı ileri sürerek dava açamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
KARAR
Dava, tapu iptal ve tescil olmadığı takdirde tenkis isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği, toplanan delillerden miras bırakanın maliki bulunduğu 18 parsel sayılı taşınmazdaki payını 22.5.1992 tarihinde ölünceye kadar bakma akti ile davalıya temlik ettiği görülmektedir.
Davacılar anılan işlemin kendilerinden mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileriye sürmüşler, terekeye iade isteği ile eldeki davayı açmışlardır.
Bilindiği üzere; ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi, taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen bir bağıttır. (B.K.m.511). Başka bir anlatımla ivazlı sözleşme türlerindendir.Bu sözleşme ile bakım alacaklısı, sözleşme konusu malın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme; bakım borçlu suda bakım alacaklısına yasanın öngördüğü anlamda ölünceye kadar bakıp gözetme yükümlülüğü altına girer.(B.K.m.514).
Hemen belirtmek gerekir ki,bakıp gözetme koşulu ile yapılan temliki işlemin geçerliliği için sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. Bu gereksinmenin sözleşmeden sonra doğması,yada alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş bulunması da sözleşmenin geçerliliğine etkili olamaz.
Kural olarak bu tür sözleşmeye dayalı bir temlikinde muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. En sade anlatımla muvazaa,irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir.Böyle bir iddia karşısında,asıl olan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır.(B.K.m.l8).Şayet bakım alacaklısının temliki işlemde bakıp gözetilme koşulunun değil de, bir başka amacı gerçekleştirme iradesini taşıdığı belirlenirse (örneğin mirasçılarından mal kaçırma düşüncesinde ise), bu takdirde akdin ivazlı (bedel karşılığı) olduğundan söz edilemez;akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır.Bu haldede Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun l.4.l974 gün ve l/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararı olayda, uygulama yeri bulur.
Miras bırakanın,ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi içinde, sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri,elinde bulunan mal varlığının miktarı,temlik edilen malın,tüm mamelekine oranı,bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların göz önünde tutulması gerekir.
Somut olayda mahkemece muvazaa iddiası açısından bir araştırma yapılmış değildir.
Hal böyle olunca, yukarıdaki ilkeleri kapsar biçimde gerekli araştırmanın yapılması, bu arada davadaki talep sonucu dikkate alınarak taraf teşkilinin sağlanması ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekli iken, davanın yanılgılı nitelendirilmesi suretiyle, yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir.
Davacılar vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene iade edilmesine, 08.06.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy