(4721 S. K. m. 2, 683, 688, 689, 706) (818 S. K. m. 213) (6762 S. K. m. 26)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, miras bırakanlarından intikal eden 4 adet taşınmazın kardeşi olan davalı tarafından kullanıldığını, davalının kendisine pay vermediğini, kullanımının engellendiğini ileri sürüp davalının el atmasının önlenmesine, 5 yıllık toplam 3 milyar TL. ecrimisilin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, diğer paydaşların kullanımını engellemediğini, intifadan men koşulunun oluşmadığını, davacının da dava dışı bir taşınmazda payına düşen yeri kullandığını belirtip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, intifadan men koşulu gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, paydaşlar arasında el atmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden, çekişme konusu 580, 673, 1646, 2241 parsel sayılı taşınmazların paylı mülkiyet üzeri olduğu, anılan yerlerde tarafların dışında başkaca paydaşların da bulunduğu, taşınmazların tamamının davalının tasarrufunda olduğu, davacının kullanımına bırakılan bir yer bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki el atmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyeti de dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine el atmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı el atmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu el atmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şüyuun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere M.K.nun 706, B.K.nun 213, T.K.nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak ( fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şüyuun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, " ahde vefa" kuralının yanında M.K.nun 2.maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki el atmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planının olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, M.K.nun müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Somut olaya gelince; belirlenen olgular, yukarıda açıklanan ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde davacıya çekişme konusu olan taşınmazlar dışında, yine paylı mülkiyet üzeri olan yerde tasarruf hakkı tanınmasının çekişmeli taşınmazlar yönünden intifadan men olgusunu ve davacının mülkiyetten kaynaklanan haklarını ortadan kaldırmayacağı kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca, davacının payına yönelik el atmanın önlenmesi ve payı karşılığı belirlenecek ecrimisile hükmedilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçelerle davanın reddedilmiş olması doğru değildir. Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü H.U.M.K.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine,8.6.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy