(4721 S. K. m. 683, 737)
Dava: Davacı, 2992 ada 8 parsel sayılı taşınmazına komşu davalının banyosuna baca ile pencere, tuvaletine de pencere açmak suretiyle duman, kurum, koku ve buğuya neden olduğunu, bahçedeki meyve ağaçlarının kuruduğunu, bu durumun sağlık ve güvenliği olumsuz etkilerini ileri sürüp, elatmanın önlenmesini istemiştir.
Davalı, iddiaların yerinde olmadığını, maliki olduğu 2992 ada 33 parsel sayılı taşınmazına davacının tecavüzlü şekilde bina inşa ettiğini ve bu evin çatısının yakınlığı nedeniyle yağmur sularında kendisinin zarar gördüğünü, tuvalet penceresinin boyutu ve yeri itibariyle davacıya herhangi bir zarar vermeyeceğini belirtip; davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava konusu bacanın davacı ağaçlarına zarar vermediği, ancak iki adet banyo ve tuvalet pencerelerinin davacının evinin pencerelerini görmesi nedeniyle konut dokunulmazlığını bozduğu gerekçesiyle; davanın kısmen kabulü ile pencerelerin kapatılmak suretiyle müdahalenin menine, çatı veya bina son döşeme üst kotuna kadar hava bacası inşa etmek suretiyle davalı tarafından işlem yapmasına, bacanın kapatılmasına ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Sevinç Türközmen'in raporu okundu, düşüncesi alındı.
Karar: Dava, komşuluk hukukundan kaynaklanan elatmanın önlenmesi isteğine ilişkindir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden, özellikle çap kayıtlarından 8 parsel sayılı taşınmazın davacıya komşu 33 parsel sayılı taşınmazında davalıya ait olduğu, anlaşılmaktadır.
Davacı, davalının banyosuna sonradan ilave ettiği baca ile banyo ve tuvaletine açtığı pencereler nedeniyle duman, kurum, koku kirliliği yarattığını ve sağlık yönünden tehlike oluşturduğunu, ayrıca duman ve kurum sebebiyle bahçesindeki meyve ağaçlarının kuruduğunu ileri sürerek, bacanın ve pencerelerin kapatılması isteği ile eldeki davayı açmıştır.
Bilindiği üzere; çağdaş hukuk sistemlerindeki tanımıyla mülkiyet: geniş haklar, buna bağlı yetkiler ile birlikte bazı ödevlerin oluşturduğu bir hukuksal kurumdur. Başka bir söyleyişle mülkiyet, tanıdığı geniş hak ve yetkilerin yanında bazı ödevlerde yükleyen bir ayni haktır. Medeni Kanunun 683. maddesinde Bir şeye malik olan kimse hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. hükmü getirilmek suretiyle mülkiyet hakkının kanunla kısıtlanabileceğine işaret olunmuştur. Bu doğrultuda olmak üzere, taşınmaz malikini komşusuna zarar verebilecek her türlü taşkınlıklardan kaçınmakla yükümlü kılan aynı kanunun 737. maddesi, komşuluk ilişkilerinden doğan zorunlu çıkar çatışmalarını düzenlemiş, bir arada yaşamak durumunda olan, komşu taşınmaz maliklerinin ekonomik, sosyal çıkarlarını dengede tutabilmek için onlara katlanma ve kaçınma ödevleri yüklemiştir.
O halde, bir toplumda birlikte yaşama olanağı sağlayan insancıl, gerçekçi, zorunlu temel hukuk kuralına göre, hakim; somut olayın özelliğini, taşınmazların konumlarını, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetleri, toplumun doğal ihtiyaç ve gerçeklerini gözönünde bulundurarak, komşuların birbirlerine göstermekle yükümlü oldukları olağan katlanma ve hoşgörü sınırını aşan bir taşkınlığın bulunup bulunmadığını saptama, zararı giderici önlemlerden en uygununu bulma, kaçınılmaz müdahaleleri yapmak suretiyle özverileri denkleştirme durumundadır.
Bunun içinde zararın niteliği, kapsamı ve ne surette giderileceği yönünde tarafların tüm delilleri toplandıktan, gerektiğinde yerinde keşif yapıldıktan sonra uzman bilirkişilerden bilim ve tekniğe uygun gerekçeli rapor alınması zorunludur.
Somut olaya gelince; mahkemece, davalının mülkiyet alanında kalan binasında açtığı pencerelerin kot farkı sebebiyle davacının evinin içini gördüğü ve bu nedenle konut dokunulmazlığını bozarak aile mahremiyetini ihlal ettiği gerekçesiyle pencerelerin kapatılmasına karar verilmiştir. Oysa, bir kimsenin kendi çapı içinde kalan binasında pencere açması mülkiyet hakkının kullanılmasının doğal bir sonucudur. Komşuluk hukukundan kaynaklanan bir zarara sebebiyet vermediği sürece aile mahremiyetinin ihlali iddiası başlı başına pencerelerin kapatılmalarının hukuki sebebi olamaz.
Ne var ki, hükmün dayanağını teşkil eden bilirkişi raporunda kokudan kaynaklanan bir zararın bulunmadığı belirtilirken, alınan ek raporda zarardan bahisle pencerelerin kapatılmasında mutlak zorunluluk olduğuna değinilmek suretiyle çelişki yaratılmıştır. Öte yandan, baca konusunda da esas raporda duman ve kurum nedeniyle bir zararın bulunmadığına değinildiği halde, mahkemece sebebi ve gerekçesi açıklanmadan bacanın binanın üst seviyesine kadar uzatılmak suretiyle inşa edilmesi tedbirine hükmedilmek suretiyle bilirkişi raporu ile uyumsuzluk oluşturulmuştur.
Sonuç: Hal böyle olunca, yukarıda değinilen ilke ve olgular çerçevesinde içlerinde çevre mühendisinin de bulunduğu üç kişiden oluşan uzman bilirkişiler aracılığıyla mahallinde keşif yapılması, komşuluk hukukundan kaynaklanan bir zararın olup olmadığının kuşkuya yer vermeyecek şekilde kesinlikle saptanması, varsa giderim biçiminin belirlenmesi sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve çelişkili bilirkişi raporları hükme dayanak yapılmak suretiyle yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Davalının temyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 29.06.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy