(4721 S. K. m. 184, 706, 718) (818 S. K. m. 213) (6762 S. K. m. 26)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, dava konusu 1520 sayılı parselde davalıdan ve annesinden pay satın alıp davalı ile eşit paya sahip olduğunu, buna rağmen taşınmazdaki otelin tamamını davalının işlettiğini ileri sürerek otele yapılan elatmanın önlenmesini ve ecrimisil istemiştir.
Davalı, davacının sadece taşınmazda paydaş durumunda bulunduğunu, otele yönelik bir hakkı olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, kanıtlanamadığından bahisle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 12/7/2005 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili avukat M. K. K. ile temyiz edilen vekili avukat İ. G. E. geldiler duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı, bilahare Tetkik Hakimi Murat Ataker tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava, paydaşlar arasında elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 1520 parsel sayılı taşınmazın paylı mülkiyet üzere olduğu ve davanın tarafları dışında başkaca paydaşların da bulunduğu; davacının anılan taşınmazda 128790/33264000 payı 5.11.1993 tarihinde davalının annesinden, 128790/33264000 payı da 22.9.1994 tarihinde davalıdan satış yoluyla edindiği görülmektedir.
Davacı eldeki dava ile, taşınmazdaki payı bakımından davalının kendisini yararlandırmadığını ileri sürmüştür.
Bilindiği üzere; paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığım ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şüyuun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere Medeni Kanununun 706, Borçlar Kanununun 213, Ticaret Kanununun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şüyuun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, "akde vefa" kuralının yanında Medeni Kanununun 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, Medeni Kanununun müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Somut olaya gelince; özellikle şu hususun vurgulanmasında yarar vardır. Türk Medeni Kanununun 184. ve 718. maddeleri hükümleri gereğince yapı, üzerinde veya altında bulunduğu taşınmazın tamamlayıcı parçası (mütemmim cüz'ü) haline geleceğinden ana taşınmazın mülkiyetine tabi olur. Değinilen hükümlerin paylı mülkiyet üzere olan taşınmazlar bakımından da geçerli olacağında kuşku yoktur. Ancak paylı mülkiyette tüm paydaşları kapsar biçimde eylemli bir kullanma biçiminin oluşması halinde kayıt maliklerinin ortak iradesi ile oluşan bu duruma değer verileceği de muhakkaktır. Ne var ki mahkemece bu konu hakkında yeterli bir araştırma yapılmamıştır.
Hal böyle olunca; yukarıda açıklanan ilkeler gözetilmek suretiyle gerekli araştırmanın yapılması, davalının taşınmazdaki kendi payından bir kısmını davacıya satış yoluyla devrettiğinin de dikkate alınması, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir. Davacının temyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 4.12.2004 tarihinde yürürlüğe giren avukatlık ücret tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 400,00 YTL. duruşma avukatlık parasının temyiz edenden alınmasına, peşin alınan harcın temyiz edene iade edilmesine, 12.7.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy