(4721 S. K. m. 683, 737)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; davacı; davalıya ait ağaçlar ve sarmaşıkların, adına kayıtlı 410 sayılı parsele taştığını ve zarar verdiğini ileri sürerek ağaç ve sarmaşıkların sökülmesini, elatmanın önlenmesini ve tazminat istemiştir.
Mahkemece, elatmanın ve zararın keşfen saptandığı gerekçesiyle davalının müdahalesinin önlenmesine, sarmaşıkların direk dikilip tel ile çevrilerek davalı taşınmazına çekilmesine, ağaçların kesilmesine ve 325.000.000 TL. tazminata karar verilmiştir.
Karar, davalı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Murat Ataker'in raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Karar: Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi, yıkım ve tazminat isteklerine ilişkindir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; tarafların komşu çap maliki oldukları, davalının sarmaşıklarının davacı taşınmazına geçerek binasının bir yüzeyini tamamen sardığı ve oluşan rutubetin zarara sebebiyet verdiği anlaşıldığına göre, sarmaşıklar ve tazminat yönünden verilen kararda bir isabetsizlik yoktur.
Ne var ki, davalıya ait ağaçlar bakımından yapılan araştırmanın ve özellikle bilirkişi incelemesinin yeterli bulunduğunu söyleyebilme olanağı mevcut değildir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda ağaçların davacı tarafına sarkan dallarının budanmasıyla müdahalenin önlenebileceği, devamında da sürgün veren kökleri nedeniyle ileride çekişmeye yol açılmaması için tamamen kesilmeleri gerektiği bildirilmiştir.
Bilindiği üzere; çağdaş hukuk sistemlerindeki tanımıyla mülkiyet: geniş haklar, buna bağlı yetkiler ile birlikte bazı ödevlerin oluşturduğu bir hukuksal kurumdur. Başka bir söyleyişle mülkiyet, tanıdığı geniş hak ve yetkilerin yanında bazı ödevlerde yükleyen bir ayni haktır. Medeni Kanunun 683. maddesinde Bir şeye malik olan kimse hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. hükmü getirilmek suretiyle mülkiyet hakkının kanunla kısıtlanabileceğine işaret olunmuştur. Bu doğrultuda olmak üzere, taşınmaz malikini komşusuna zarar verebilecek her türlü taşkınlıklardan kaçınmakla yükümlü kılan aynı kanunun 737. maddesi, komşuluk ilişkilerinden doğan zorunlu çıkar çatışmalarını düzenlemiş, bir arada yaşamak durumunda olan, komşu taşınmaz maliklerinin ekonomik, sosyal çıkarlarını dengede tutabilmek için onlara katlanma ve kaçınma ödevleri yüklemiştir.
O halde, bir toplumda birlikte yaşama olanağı sağlayan insancıl, gerçekçi, zorunlu temel hukuk kuralına göre, hakim; somut olayın özelliğini, taşınmazların konumlarını, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetleri, toplumun doğal ihtiyaç ve gerçeklerini gözönünde bulundurarak, komşuların birbirlerine göstermekle yükümlü oldukları olağan katlanma ve hoşgörü sınırını aşan bir taşkınlığın bulunup bulunmadığını saptama, zararı giderici önlemlerden en uygununu bulma, kaçınılmaz müdahaleleri yapmak suretiyle özverileri denkleştirme durumundadır.
Bunun içinde zararın niteliği, kapsamı ve ne surette giderileceği yönünde tarafların tüm delilleri toplandıktan, gerektiğinde yerinde keşif yapıldıktan sonra uzman bilirkişilerden bilim ve tekniğe uygun gerekçeli rapor alınması zorunludur.
Sonuç: Hal böyle olunca, uzman bilirkişiler aracılığıyla yerinde yeniden keşif yapılarak dava konusu ağaçların mevcut dal ve kök durumlarının kuşkuya yer bırakmayacak biçimde saptanması; varsa müdahalenin öncelikle uygun tedbirlerle giderilip giderilemeyeceği değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, ileride gerçekleşmesi muhtemel zarardan söz eden bilirkişi raporu esas alınarak hüküm kurulması doğru değildir. Davalının bu yöne değinen temyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene iade edilmesine, 29.06.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy