(4721 S. K. m. 2, 1023, 1024)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, maliki bulunduğu dava konusu taşınmazların davalılar S. ve E tarafından tapu kayıtlarında sahtecilik yapmak suretiyle, kendi adlarına tescilini sağladıklarım, bilahare diğer davalılara satarak ellerinden çıkardıklarım, yapılan satışların geçerli olmadığını ileri sürerek tapu iptal ve tescil isteğinde bulunmuşlardır.
Bir kısım davalılar, tapu kayıtlarına güvenerek taşınmazları aldıklarım iyi niyetli olduklarım savunmuşlardır.
Mahkemece, dava konusu taşınmazların, davacı tarafından satılmadığı, satış sözleşmesindeki imzanın sahte olarak düzenlendiği ve yapılan satışın batıl olduğu gerekçesiyle davanın kabulüyle iptal ve tescile karar verilmiştir.
Karar, davalılar Z. ve İ. ve davalılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi U.Ş.'nin raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, sahtecilik hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğine, toplanan delillere göre, davacı N'ye ait dava konusu 10, 16, 15,2601,2590, 2580, 2569 parsel sayılı taşınmazların tapuda davacının imzasında sahtecilik yapılmak suretiyle, 25.11.1992 tarihli akitle davalılar E ve S. adlarına intikalinin sağlandığı, daha sonra E ve S. tarafından çeşitli tarihlerde diğer davalılara satış suretiyle temlik edildiği, 2601 parselin ikinci el konumunda olan davalı H'ye 06.08.1993 tarihinde satışından sonra imarla 25.05.1998 tarihinde 12 parsel olarak H. adına tescil edildiği, 2590 parselin S. tarafından M'ye 06.08.1993 tarihinde M. tarafından da 31.08.1993 tarihinde davalı F'ye satıldığı, 25.05.1998 tarihinde imarla 15 parsel olduğu ve E adına tescil edildiği, 2580 parselin ise 16.06.1993 tarihinde ES.'ye satıldığı, 25.05.1998 tarihinde imarla ... Belediyesi de paydaş kılınmak suretiyle adı geçen adına tescil edildiği, 2569 parselin S. Tarafından A'ya 23.07.1993 tarihinde satıldığı, A'nın da 12.10.1996 tarihinde Y'ye sattığı,Y'nin de 21.05.1996 tarihinde H'ye sattığı, 25.05.1998 tarihinde de imar sonucu 16 parsel olarak ... Belediyesi de paydaş kılınmak suretiyle H. adına paylı olarak tescil edildiği görülmektedir.
Yukarıda da belirtildiği üzere, ilk el konumunda bulunan davalılar E ve S. Y'ye yapılan temlikteki imzanın davacıya ait olmadığı uzman bilirkişi raporu ve dosya kapsamıyla sabittir. Diğer davalılar iyi niyet savunmasında bulunmuşlardır.
Bilindiği üzere; hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları, satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla Medeni Kanun'un 2. maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989, tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023. maddesinin özel hükümleri getirilmiştir. Öte yandan bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini ( herkese açık olmasını ) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak da tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke M.K.'nun 1023. maddesinde aynen "tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur" şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024. maddenin 1. fıkrasına göre "bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu bu tescile dayanamaz" biçiminde öngörülmüştür.
Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkım yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır. Bu nedenle yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyi niyetli gözükeni değil, gerçekten iyi niyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim bu görüşten hareketle "kötü niyet iddiasının def'i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğin den ( re'sen ) nazara alınacağı ilkeleri 08.11.1991 tarih 1990/4 Esas 1991/3 Karar sayılı İnançları Birleştirme Kararı'nda kabul edilmiş, bilimsel görüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir.
Somut olaya gelince, sahtecilik yoluyla taşınmaz mal iktisap eden ve ilk el konumunda bulunan kişi bakımından oluşan sicilin geçersizliği tartışmasızdır. Ondan bu taşınmazı edinen kişinin iktisabım kayda göre yaptığı ve ikinci el konumuna geldiği ve koşulların varlığı halinde Medeni Kanun'un 1023. maddesi koruyuculuğundan yararlanabileceği muhakkaktır.
Bu durumda, davalılar F. ve S. dışındaki diğer davalıların ikinci ve sonraki el konumunda oldukları, tapu sicilindeki kayda güvenerek iyi niyetle taşınmazı iktisap etmeleri durumunda Medeni Kanun'un 1023. maddesinde öngörülen koruyuculuktan yararlanacakları kuşkusuzdur. Ne var ki, mahkemece ikinci ve sonraki el konumundaki diğer davalılar yönünden davalıların iyi niyet savunmasının üzerinde durulmadığı gibi bu konuda yeterli inceleme ve araştırmanın yapılmadığı anlaşılmaktadır.
Sonuç: Hal böyle olunca, ikinci ve sonraki el konumunda bulunan davalılar yönünden yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde gerekli inceleme ve araştırmanın yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davalılar Z. ve İ., H. ve N. vekillerinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerle H.U.M.K.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 30.06.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy