(4721 S. K. m. 684, 724, 747) (3194 S. K. m. 18) (2981 S. K. m. 10/c)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, kayden maliki bulunduğu 470 ada, 22 nolu parsele, bitişiğindeki komşu parsel maliki davalının evinin balkonunun, çatı saçaklarının taşkın olduğunu ve meyve ağacı dikerek taşınmazına müdahale ettiğini ileri sürerek; el atmanın önlenmesine ve yıkıma karar verilmesini istemiştir.
Davalı, tecavüzlü durumun İmar Kanunu 18. maddesi uygulaması ile oluştuğunu, Medeni Kanunun 724. maddesi uyarınca tecavüzlü durumun bedeli karşılığında adına tescili ya da 747. maddesi uyarınca geçit hakkı tanınması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalının davacının kayden maliki olduğu çaplı taşınmaza el attığının keşfen saptandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü :
Dava, çaplı taşınmaza el atmanın önlenmesi ve yıkım isteklerine ilişkindir.
Mahkemece; davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; kayden davacıya ait bulunan 22 parsel sayılı taşınmaza davalının saçak, balkon ve meyve ağaçlarının tecavüzlü bulunduğu görülmektedir.
Davalı, anılan durumun imar uygulaması ile meydana geldiğini savunmuş ancak mahkemece bu savunma üzerinde durulmamıştır.
Bilindiği üzere; Yasal ayrıcalıkların dışında ayrılmaz parçanın (mütemmim cüz'ün) mülkiyeti ve buna bağlı olarak tasarruf hakkı üzerinde bulunduğu arza bağlıdır. Bu husus Medeni Kanunun 684. maddesinde açıkça vurgulanmıştır. Ne var ki, yürürlükten kalkmış olan 6785 Sayılı Yasanın 1605 Sayılı Yasa ile değişik 42/c ve halen yürürlükte bulunan 3194 Sayılı İmar Yasasının 18. maddelerinde özel hükümler getirilmek suretiyle ayrılmaz parça (mütemmim cüz) olan yapı ile arz arasındaki hukuki ilişki kesilmiş bazı durumlarda yapı, üzerinde bulunduğu yerin malikinden başkasına bırakılarak imar parsellerinin oluşturulabileceği öngörülmüştür. Böylece yapıların bedelleri ilgili parsel sahiplerince yapı sahibine ödenmediği veya aralarında bu yönde bir anlaşma yapılmadığı yada ortaklığın giderilmesi davası açılmadığı sürece bu yapıların ömürlerini dolduruncaya kadar eski sahiplerine kullanma imkanı sağlanmıştır.
Öte yandan, zeminin maliki olan kişinin taşınmazı bizzat kullanma yetkisi sınırlanmış, ayrılmaz parça (mütemmim cüz) durumunda olan yapı üzerinde tasarruf etme gücü özel yasa ile kısıtlanmıştır.
2981 Sayılı Yasanın 3290 Sayılı Yasa ile değişik 10/c maddesi de aynı doğrultuda hüküm getirmiştir.
Gerçekten bir kimse kendisine veya yasanın himaye ettiği bir hakka dayanarak üçüncü bir şahsa ait bir taşınmaz üzerine ayrılmaz parça (mütemmim cüz) niteliğinde yapı inşaa etmiş imar uygulaması sonucu bu yer davacıya ait imar parseli içerisinde kalmış ise, kendi arzu ve iradesi dışında idari kararla oluşan bir durum söz konusu olduğundan kusurlu sayılamaz. İşte bu nedenle yukarıda değinildiği gibi yasa koyucu imar parseli malikine karşı yapı sahibini koruma zorunluluğunu duymuştur.
Hal böyle olunca; yukarıda açıklanan ilkeler gözetilmek suretiyle gerekli araştırmanın yapılması, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davalının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 4.7.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy