(4721 S. K. m. 683, 737) (3194 S. K. m. 32)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, kayden paydaşı oldukları 517 ada 5 parsel sayılı taşınmazla davalıya ait 517 ada 12 parsel sayılı taşınmazın sınır olduğunu, davalının müşterek sınıra inşaat yaptığını, bu nedenle taşınmazlarının değerinin düştüğünü, uygun inşaat yapma olanaklarının kalmadığını, davalıya ait yapının imar kanununa aykırı yapıldığını, ayrıca komşuluk hukukuna aykırılık teşkil ettiğini ileri sürerek elatmanın önlenmesi ve yıkım istemişlerdir.
Davalı, davacıların taşınmazına herhangi bir tecavüzünün olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Ş. D. İlgün'ün raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi, komşuluk hukukundan kaynaklanan çekişmenin giderilmesi ve yıkım isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davalıya ait taşınmaz içerisindeki yapının imara aykırı olduğu gerekçesiyle yıkımına karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillere göre, çekişme konusu ahırın davalıya ait 12 parsel içerisinde, onun mülkiyet alanında kaldığı, davacı taşınmazına eylemli bir elatmanın olmadığı anlaşılmaktadır. Ancak, yapının imar düzenlemelerine aykırı olduğu sabittir.
Salt imara aykırılık idareyi ve idari yaptırımı ilgilendirir. Davacı, davada komşuluk hukukuna aykırılık sebebiyle de elatmanın önlenmesine karar verilmesini istemiştir. Ne var ki, mahkemece bu konuda bir inceleme yapılmış değildir.
Çağdaş hukuk sistemlerindeki tanımıyla mülkiyet: geniş haklar, buna bağlı yetkiler ile birlikte bazı ödevlerin oluşturduğu bir hukuksal kurumdur. Başka bir söyleyişle mülkiyet, tanıdığı geniş hak ve yetkilerin yanında bazı ödevlerde yükleyen bir ayni haktır. Medeni Kanunun 683. maddesinde "Bir şeye malik olan kimse hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir." hükmü getirilmek suretiyle mülkiyet hakkının kanunla kısıtlanabileceğine işaret olunmuştur. Bu doğrultuda olmak üzere, taşınmaz malikini komşusuna zarar verebilecek her türlü taşkınlıklardan kaçınmakla yükümlü kılan aynı kanunun 737. maddesi, komşuluk ilişkilerinden doğan zorunlu çıkar çatışmalarını düzenlemiş, bir arada yaşamak durumunda olan, komşu taşınmaz maliklerinin ekonomik, sosyal çıkarlarını dengede tutabilmek için onlara katlanma ve kaçınma ödevleri yüklemiştir.
O halde, bir toplumda birlikte yaşama olanağı sağlayan insancıl, gerçekçi, zorunlu temel hukuk kuralına göre, hakim; somut olayın özelliğini, taşınmazların konumlarını, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetleri, toplumun doğal ihtiyaç ve gerçeklerini gözönünde bulundurarak, komşuların birbirlerine göstermekle yükümlü oldukları olağan katlanma ve hoşgörü sınırını aşan bir taşkınlığın bulunup bulunmadığını saptama, zararı giderici önlemlerden en uygununu bulma, kaçınılmaz müdahaleleri yapmak suretiyle özverileri denkleştirme durumundadır.
Bunun içinde zararın niteliği, kapsamı ve ne surette giderileceği yönünde tarafların tüm delilleri toplandıktan, gerektiğinde yerinde keşif yapıldıktan sonra uzman bilirkişilerden bilim ve tekniğe uygun gerekçeli rapor alınması zorunludur.
Hal böyle olunca, açıklanan ilke ve olgulara göre uzman bilirkişiler aracılığıyla araştırma ve inceleme yapılması, komşuluk hukuku yönünden bir aykırılık saptandığı takdirde, bilirkişilerce belirlenen önlem veya önlemlerden birine hükmedilmesi gerekirken noksan soruşturma ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı biçimde karar verilmesi doğru değildir. Davalının temyiz itirazı yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene iade edilmesine, 7.07.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy