(818 S. K. m. 18, 511, 514)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, murislerine ait bulunan dava konusu taşınmazın kadastro tespiti esnasında 40 parsel olarak davalı adına tespit ve tescil edildiğini, bu tescilin muvazaalı ve yolsuz tescil niteliğinde olduğunu ileri sürerek tapu iptal tescil ve tenkis isteklerinde bulunmuştur.
Davalı, söz konusu taşınmazın miras bırakanı tarafından ölünceye kadar bakma akdiyle kendisine temlik edildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, miras bırakanın mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla ve muvazaalı olarak dava konusu taşınmazı davalıya temlik ettiği gerekçesiyle davanın kabulüyle miras payı oranında iptal ve tescile karar vermiştir.
Karar, davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi U.'ün raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
KARAR
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tenkis isteğine ilişkindir.
Mahkemece,davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden,toplanan delillerden; miras bırakanın, paydaşı bulunduğu 3.8.1982 gün 1 nolu tapulu taşınmazındaki 6/480 payını 3.8.1992 tarihli akitle ölünceye kadar bakma akdi ile davalı oğluna temlik ettiği, daha sonra temlike konu taşınmazın 27.10.1987 tarihinde kadastro tespitiyle 40 parsel sayısı ile davalı adına tespit ve tescil edildiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi, taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen bir bağıttır. (B.K.m.511). Başka bir anlatımla ivazlı sözleşme türlerindendir.Bu sözleşme ile bakım alacaklısı, sözleşme konusu malın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme; bakım borçlusu da bakım alacaklısına yasanın öngördüğü anlamda ölünceye kadar bakıp gözetme yükümlülüğü altına girer.(B.K.m.514). Hemen belirtmek gerekir ki, bakıp gözetme koşulu ile yapılan temliki işlemin geçerliliği için sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. Bu gereksinmenin sözleşmeden sonra doğması,yada alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş bulunması da sözleşmenin geçerliliğine etkili olamaz.
Kural olarak bu tür sözleşmeye dayalı bir temlikinde muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. En sade anlatımla muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, aslolan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır.(B.K.m.18). Şayet bakım alacaklısının temliki işlemde bakıp gözetilme koşulunun değil de, bir başka amacı gerçekleştirme iradesini taşıdığı belirlenirse (örneğin mirasçılarından mal kaçırma düşüncesinde ise), bu takdirde akdin ivazlı (bedel karşılığı) olduğundan söz edilemez; akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır. Bu halde de Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 1.4.1974 gün ve 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararı olayda, uygulama yeri bulur.
Miras bırakanın, ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi içinde, sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan mal varlığının miktarı,temlik edilen malın, tüm mamelekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların gözönünde tutulması gerekir.
Somut olaya gelince, çekişmeli taşınmazın miras bırakan tarafından davalıya bakım akdiyle temlik edildiği sabittir. Temlikten itibaren uzunca bir süre davalının bakım akdi gereği miras bırakanla ilgilendiği de tanıklarca ifade edilmiştir. Bunun yanında, bakım yükümlülüğünün yerine getirilmediği sağlığında miras bırakan tarafından ileri sürülmemiştir. Ayrıca, miras bırakanın çekişmeli taşınmaz dışında başkaca taşınmazlarının bulunduğu da dosyadaki kayıtlardan anlaşılmaktadır.
Bu durumda belirlenen bu olgular yukarıda açıklanan ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde çekişmeli taşınmazın davalıya geçerli bir bakım karşılığı temlik edildiği miras bırakanın bu temlikle mal kaçırma amacını taşımadığı sonucuna varılmaktadır.
Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davalı vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü H.U.M.K.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 15.9.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy