(2981 S. K. m. 10) (3194 S. K. m. 18, 42) (4721 S. K. m. 684)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, 9647 ada 3 parsel sayılı taşınmazı belediyenin şuyulandırması neticesinde satın aldığı halde davalının taşınmazı boşaltmayarak işgaline devam ettiğini ileri sürüp elatmanın önlenmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, şuyulandırma öncesinde 17 parselden pay satın alarak üzerine dava konusu yapıları yaptığını, daha sonra Belediye tarafından yapılan imar uygulaması sonucu davacının binanın kendisine ait olduğunu bilerek bu parseli satın aldığını, kötüniyetli olmadığını, evin değerinin kendisine ödenmesi gerektiğini bildirip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalının davacıya ait taşınmaza elatmasının keşfen sabit olduğu gerekçesiyle; davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Senem Altınbulak'ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; çekişme konusu 3 parsel sayılı taşınmazın imar uygulaması ile oluştuğu ve kayden davacıya ait bulunduğu sabittir. Davalı, 17 no'lu kadastral parselde bulunan yapısının imar uygulaması neticesinde davacı taşınmazına tecavüzlü hale geldiğini ileri sürmüş, ne var ki mahkemece bu hususta yeterli bir araştırma yapılmamıştır.
Bilindiği üzere; yasal ayrıcalıkların dışında ayrılmaz parçanın (mütemmim cüz'ün) mülkiyeti ve buna bağlı olarak tasarruf hakkı üzerinde bulunduğu arza bağlıdır. Bu husus Medeni Kanunun 684. maddesinde açıkça vurgulanmıştır. Ne var ki, yürürlükten kalkmış olan 6785 sayılı yasanın 1605 sayılı yasa ile değişik 42/c ve halen yürürlükte bulunan 3194 Sayılı İmar Yasasının 18. maddelerinde özel hükümler getirilmek suretiyle ayrılmaz parça (mütemmim cüz) olan yapı ile arz arasındaki hukuki ilişki kesilmiş bazı durumlarda yapı, üzerinde bulunduğu yerin malikinden başkasına bırakılarak imar parsellerinin oluşturulabileceği öngörülmüştür. Böylece yapıların bedelleri ilgili parsel sahiplerince yapı sahibine ödenmediği veya aralarında bu yönde bir anlaşma yapılmadığı ya da ortaklığın giderilmesi davası açılmadığı sürece bu yapıların ömürlerini dolduruncaya kadar eski sahiplerine kullanma imkanı sağlanmıştır.
Öte yandan, zeminin maliki olan kişinin taşınmazı bizzat kullanma yetkisi sınırlanmış, ayrılmaz parça (mütemmim cüz) durumunda olan yapı üzerinde tasarruf etme gücü özel yasa ile kısıtlanmıştır.
2981 Sayılı Yasanın 3290 sayılı yasa ile değişik 10/c maddesi de aynı doğrultuda hüküm getirmiştir.
Gerçekten bir kimse kendisine veya yasanın himaye ettiği bir hakka dayanarak üçüncü bir şahsa ait bir taşınmaz üzerine ayrılmaz parça (mütemmim cüz) niteliğinde yapı inşaa etmiş imar uygulaması sonucu bu yer davacıya ait imar parseli içerisinde kalmış ise, kendi arzu ve iradesi dışında idari kararla oluşan bir durum söz konusu olduğundan kusurlu sayılamaz. İşte bu nedenle yukarıda değinildiği gibi yasa koyucu imar parseli malikine karşı yapı sahibini koruma zorunluluğunu duymuştur.
Sonuç: Hal böyle olunca, yukarda açıklanan ilkeler gözetilmek suretiyle gerekli araştırmanın yapılması, ondan sonra bir karar verilmesi gerekirken, eksik soruşturma ile yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir. Davalının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene iade edilmesine, 15.09.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy