(4721 S. K. m. 716)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, maliki bulundukları 1040 parsel sayılı taşınmazlarının davalı tarafından 3367 Sayılı Yasaya göre köy yerleşim alanı kapsamına alınarak tecavüze uğradığını, yeni oluşan tecavüzlü parsellerin kanuna aykırı olduğunu ileri sürüp, 103 ada 1 ile 12 parsellerin kayıtlarının iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, adına usulüne uygun tebligata rağmen yanıt vermemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 3367 Sayılı Yasaya göre oluşturulan 103 ada 1,2,3,4,5,6,7,8,9,10,11,12 parsellerden bilirkişi raporunda belirlenen kısımların iptali ile 1040 parsel adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir.
Karar, davalı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava tapu iptal isteğine ilişkindir.
Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hemen belirtmek gerekir ki; tapu kaydına ( zilyetliğe ) dayanılarak açılan bir iptal davasında, ayrıca tescil isteğinde bulunulmamış olması iptal davasının reddi için başlı başına bir sebep teşkil etmez. Bu durumda mahkemece yapılacak iş, iptal isteminin tescili kapsamadığı gözetilerek davacıya, ayrıca tescil davası açması için imkan tanımak ve dava açılması halinde her iki dava birleştirilerek karara bağlanmaktan ibarettir. Değişik anlatımla sadece iptal davasının kabulüne ve tapunun iptaline karar verilmesi, tapulu bir taşınmazın sicil dışı ( kayıtsız ) kalması sonucunu doğurur ki, böyle bir uygulama, devletin bütün taşınmazların hukuki ve geometrik durumlarını belirleyerek sicile bağlama yolunda benimsediği-dolu pafta sistemi -genel ilke ile bağdaşmaz. Ne var ki, davacı iptal değil, sadece tescil isteğinde bulunmuş ise Yargıtay'ın yerleşmiş ve kurallaşmış uygulamalarına göre, tescil isteği tapu sicilinde mevcut eski kaydın iptali isteğini de kapsadığı gözetilerek davacının ayrıca tapu kaydının iptalini de dava etmesine gerek yoktur. ( YHGK 11.11.1983 Tarih, 981/8-80 Esas, 983/1162 Sayılı Kararı. )Hal böyle olunca, yukarda değinilen ilkeler çerçevesinde, davacıya tescil davası açması konusunda süre verilmesi açıldığı takdirde eldeki dava ile birleştirilmesi toplanan ve toplanacak tüm delillerin değerlendirilmesi ondan sonra bir hüküm kurulması gerekirken yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir.
Sonuç: Davalının temyiz itirazları yerindedir.Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 28.9.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy