(2762 S. K. m. 27, 29, 30) (4721 S. K. m. 448)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, 54 parsel sayılı S. Vakfında kargir odanın 288/1920 payının Abdullah,288/1920 payının Osman,672/1920 payının Mustafa adına kayıtlı bulunduğunu, bu kişilerin gaip olduklarını,buna ilişkin mahluliyet kararı aldıklarını ileri sürüp toplam 1248/1920 payın mahlülen ve hükmen Vakıf adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, hasımsız olarak açılan davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu,düşüncesi alındı.Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir,
Mahkemece ,davanın,husumet yokluğundan reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden,toplanan delillerden;çekişme konusu 54 parsel sayılı taşınmazın, S Vakfında icareli olduğu,7.10.1940 tarihli kadastro tespiti sonucu paylı olarak, Sakine ( Sabie ),Abdullah,Osman ve Mustafa isimli kişiler adına tespit edildiği anlaşılmaktadır.
Davacı idare, kayıt maliki mutasarrıfların bulunamadığını, taşınmazın mahlul olduğunu ileri sürerek vakfı adına tescilini istemiştir.
Vakıf Hukukumuzda,icareteynli ve mukataalı vakıfların kuru mülkiyeti ( rekabesi )vakfa ,kullanma ( tasaruf )hakkı ise mutasarrıfa ait bulunmakta ,mutasarrıfın bu hakkı ölmesi üzerine mirasçılarına intikal etmekteydi. Mutasarrıfın mirasçısının bulunmaması halinde ise vakıf mal mahlulen vakfına dönmekteydi. Ne varki Medeni Kanunun kabulünden sonra aynı taşınmaz üzerinde kuru mülkiyet ( rekabe ) hakkı ile mirascılara kalan ,nesilden nesile gecen tassaruf hakkı gibi iki hakkın varlığı getirilen yeni mülkiyet kuralları ile bağdaşır görülmemiş,vaki vakıf hukukumuzu yeniden düzenleme ,Medeni Kanunun kabul etdiği mülkiyet rejimine uyarlama zorunluluğu doğmuştur .Bu amaçla 2762 sayılı vakıflar yasası 5.6.1935 tarihinde kabul edilmiş 13.6.1935 tarihinde yayınlanmış,6 ay sonra 13.12.1935 tarihinde yürürlüğe konulmuştur.Söz konusu kanun ile vakıf taşınmazların icareteyn ve mukataya bağlanması yasaklanmış ,daha önce kurulmuş bu tür vakıfların tasfisiyesi yoluna gidilmiştir.Söz konusu yasanın özellikle 27,29 ve 30.maddelerinde özetle ( ...mukataalı toprakların ve icareteynli taşınmazların mülkiyetinin yirmi misli bir taviz karşılığında mutasarrıfına geçirileceği on yıl içerisinde taviz vermek yoluyla icareteyn veya mukataa kayıtları terkin edinmemiş olanların mülkiyetinin ise on yıl sonunda kendiliğinden mutasarrıfına geçeceği ve vakfın hakkının ivaza dönüşeceği ) hükme bağlanmıştır.Görülen lüzum üzerine 13.6.1945 tarih 4755 sayılı yasa ile bu süre 13.12.1955 tarihine kadar on yıl daha uzatılmıştır. Anılan bu vakıf yasalarının hükümlerine göre taviz bedeli ödendikten veya taviz bedeli ödenmese dahi ön görülen yirmi yıllık süre geç tikten sonra vakıf taşınmazların tam mülkiyeti mutasarrıfa geçmiş ,diğer bir söyleyişle vakıf taşınmaz özel mülk,mutasarrıf malik olmuştur .
Mutasarrıf iken malik olan kişilerin mirasçı bırakmadan ölmeleri üzerine taşınmazları M.Knun 448.maddesi uyarınca son mirasçı sıfatıyla hazineye kalmıştır .Ancak yasa koyucu öncesi vakıf olan bu taşınmazların vakfına ( aslına ) dönmesini daha uygun görmüş,bazı ayrıcalıklar dışında,Hazineye intikal yolunu kapatmış istemiştir. İşte bu nedenle 22.9.1983 tarih 2888 sayılı yasanın 2.maddesiyle 2762 sayılı yasanın 29.maddesini değiştirip ayrıca 2.bir fıkra ekleyerek Medeni Kanunun 448.maddesinin hazinenin mirasçı olacağı yönündeki genel hükmünden ayrılmış 'mülkiyeti mutasarrıfa geçmiş olan taşınmazlarda maliklerin bu yasanın yürürlük tarihine kadar ölmeleri üzerine son mirasçı sıfatıyla hazineye intikal edipte bu husus tapu kaydına bağlamış bulunanlar ayrık bırakılarak işlenmemiş olan taşınmazların mahlulen vakfına rüçu edeceği ''kuralını getirmiştir.Yukarıda belirtilen yasa hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, 2888 sayılı yasanın yürürlük tarihi 24.9.1983 tarihinden sonra aslı vakıf olan taşınmazların hazineye geçmesine yasal olanağın kalmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.
Öte yandan,daha önce hazine üzerine oluşan tapu kayıtlarının iptal edilmemesi için de ;taşınmazın önce mutasarrıfına geçip özel mülk haline gelmesi ,mal sahibinin mirasçı bırakmadan ölmesi ve 2888 sayılı yasanın yürürlüğünden önce tapuda hazine üzerine yazılması gibi üç koşulun gerçekleşmesi gerekmektedir.Vakıflar Yasasının tasfiye hükümlerinin işlemesinden önce vakıf malın kuru mülkiyetinin mutasarrıfa geçtiğinden, mutasarrıfın tam malik sıfatını kazandığından söz edilemez anılan yasanın 29.maddesinde açıklanan koşullar gerçekleşmeden mirasçı bırakmaksızın ölen kişi malik olamayacağı gibi tasarruf hakkı dahi sona ereceğinden taşınmazın mülkiyetinin hazineye geçtiği ileri sürülemez . Aynı şekilde mutasarrıfı kacak ve yitik kişi durumuna düşen taşınmazların mülkiyetinin de metruken vakfına dönmesi asıl olup hiç bir surette hazineye geçmesine yasal olanak yoktur
Somut olayda ,çekişmeli 54 parsel sayılı taşınmazın S Vakfından icareli bulunduğu ,anılan taşınmazdaki toplam 1248/1920 payın muhtelif oranlarda Abdullah ,Osman ve Mustafa isimli kişilere ait bulunduğu,idarece yaptırılan soruşturmada adı geçenlerin uzun süreden beri kayıp oldukları belirlenerek, idarece mahluliyet kararı alındığı anlaşılmaktadır.
Yukarıda açıklanan ilkeler gözetilerek olay irdelendiğinde, davada hazinenin hasım gösterilmesinin gerekli olmadığı sonucuna varılmaktadır. Hal böyle olunca ;mahkemece ,işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken, Hazinenin davada yer alması gerektiğinden bahisle davanın reddedilmiş olması doğru değildir.
Sonuç: Davacının temyiz itirazları yerindedir.Kabulü ile,hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMKnun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine,21.9.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy