(3402 S. K. m. 22) (4721 S. K. m. 1026) (743 S. K. m. 934)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; davacı, kadastroca 405 parsel sayılı taşınmazın kendi adına tesbit ve tescil edildiğini, ancak Kadastro Müdürlüğünün 24.10.2001 tarih 6768 sayılı yazısı ile taşınmazın 5150 m2 lik bölümünün tapuda davalı Hazine adına kayıtlı olduğundan bahisle iptal edileceğinin bildirildiğini ileri sürerek idarenin 24.10.2001 tarih 6768 sayılı işlemin iptalini, tapu kaydının iptalinin önlenmesini istemiştir.
Mahkemece, Maltepe 1. Bölge Tapu Sicil Müdürlüğünün 24.10.2001 gün ve 6768 sayılı işlemin iptaline karar verilmiştir.
Karar, davalı Hazine tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi A.Sevil Çalıkoğlu'nun raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, davacının paydaşı olduğu 405 parsel sayılı taşınmazın sicil kaydının tapudan terkininin önlenmesi ve bu konudaki işlemin iptali isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne Maltepe 1. Bölge Tapu Sicil Müdürlüğünün 24.10.2001 tarih ve 6768 sayılı işleminin iptaline karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden, özellikle iptali istenilen idarenin 24.10.2001 tarih ve 6768 sayılı yazısından;8.9.1946 tarihinde kesinleşen kadastro işlemi ile davalı Hazine adına Kartal İlçesi Soğanlık Köyünde tespit edilen 710 ada 1 parsel sayılı taşınmazın bir bölümünün 2. (mükerrer) kadastro oluşturacak şekilde Büyükbakkal köyünün yapılan kadastrosunda 7300 m2 yüzölçümlü ve 405 parsel olarak davacının önceki bayii ile davalı Hazine adına paylı mülkiyet üzere 19.12.1956 tarihinde tespit edilmek suretiyle çap kaydının oluştuğu, idarece 405 parselin 5150 m2 lik kısmının mükerrer olarak kadastroya tabi tutulduğu ve bu bölümün sicil kaydının res'en terkin edileceğinin 24.10.2001 tarih ve 6768 sayılı yazı ile davacıya bildirilmesi üzerine eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Gerçekten de, Kadastro Kanununun 22. maddesi gereğince aynı taşınmaz hakkında ikinci defa yapılan kadastronun bütün sonuçlarıyla hükümsüz sayılacağı kural olarak doğrudur. Ancak, çekişme konusu taşınmazla ilgili olarak idarenin tek taraflı işlemi (tasarrufu) ile sicil kaydı kütükten terkin edilmiş olmadığı gibi idarenin muaraza yaratacak derdest veya açılmış bir davası da yoktur. Çap halen ayakta olup, davacı kayden paydaş görülmektedir. Öyleyse, davacının sicilden kaynaklanan hukukunu etkiler nitelikte idari bir işlem bulunmadığına göre kendisine yapılan tebligat işleminin iptali konusundaki iddiasının dinlenebilir olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur. Bunun yanı sıra, iddianın ve savunmanın içeriğine göre Türk Medeni Kanununun 1026. (eski M.K.934. Md) maddesi hükmünün eldeki davada (somut olayda) uygulama yeri bulunmadığı da açıktır.
Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Hazine vekilinin temyiz itirazı yerindedir.
Sonuç: Kabulüyle hükmün H.U.M.K.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 23.11.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy