(4721 S. K. m. 684) (3194 S. K. m. 18)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, kayden paydaşı bulunduğu 654 ada 19 parsel sayılı taşınmazına davalıya ait binanın taşkın vaziyette olduğunu ileri sürüp elatmanın önlenmesi ve yıkım istemiştir.
Davalı, ifraz işleminden önce 1369 parsel sayılı taşınmazda pay satın alarak dava konusu binayı iyiniyetle inşa ettiğini, sonradan yapılan imar uygulaması sonucu tecavüzün ortaya çıktığını bildirip elatmanın önlenmesi ve yıkım davasının reddini savunmuş, bina değerinin arsa değerinden fazla olduğu da gözetilerek taşkın alanın muhik tazminat karşılığında adına tescilini istemiştir.
Davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar Dairece, pencerelerin kapatılması yönündeki isteğin reddine karar verilmesi, binanın imar uygulaması sonucu tecavüzlü hale gelip gelmediğinin açıklığa kavuşturulması, sonucuna göre hüküm kurulması gerektiği gerekçesiyle bozulmuş, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucu, taşkın yapıda davalının kusuru yoksa da binanın statik yapısına zarar verilmeden yıkımın mümkün olduğu gerekçesiyle; davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Senem Altınbulak'ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava, çalı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, önceden kurulan hükmün bozulmasına dair 15.2.2001 tarih, 2001/1369-1812 sayılı Daire kararında çekişmeli parsellerle ilgili tüm imar evrak, pafta ve krokilerinin, imardan önceki kadastral çap, pafta ve krokilerin getirtilmesi, dava konusu 19 parselin hangi kadastral parsellerin şuyulandırılmasından meydana geldiğinin, binanın ne zaman; hangi parsel üzerine yapıldığının saptanması; binanın imar uygulaması sonucu tecavüzlü hale gelip gelmediğinin açıklığa kavuşturulması, sonucuna göre bir hüküm kurulması gerektiğine değinilmiş ve orada işaret edildiği üzere karar verilmesi gerekeceği belirtilmiştir.
Ne var ki, bozmaya uyulmasına rağmen bozma gerekleri yerine getirilmemiştir.
Yasal ayrıcalıkların dışında ayrılmaz parçanın (mütemmim cüz'ün) mülkiyeti ve buna bağlı olarak tasarruf hakkı üzerinde bulunduğu arza bağlıdır. Bu husus Medeni Kanunun 684. maddesinde açıkça vurgulanmıştır. Ne var ki, yürürlükten kalkmış olan 6785 sayılı yasanın 1605 Sayılı Yasa ile değişik 42/c ve halen yürürlükte bulunan 3194 Sayılı İmar Yasasının 18. maddelerinde özel hükümler getirilmek suretiyle ayrılmaz parça (mütemmim cüz) olan yapı ile arz arasındaki hukuki ilişki kesilmiş bazı durumlarda yapı, üzerinde bulunduğu yerin malikinden başkasına bırakılarak imar parsellerinin oluşturulabileceği öngörülmüştür. Böylece yapıların bedelleri ilgili parsel sahiplerince yapı sahibine ödenmediği veya aralarında bu yönde bir anlaşma yapılmadığı yada ortaklığın giderilmesi davası açılmadığı sürece bu yapıların ömürlerini dolduruncaya kadar eski sahiplerine kullanma imkanı sağlanmıştır.
Öte yandan, zeminin maliki olan kişinin taşınmazı bizzat kullanma yetkisi sınırlanmış, ayrılmaz parça (mütemmim cüz) durumunda olan yapı üzerinde tasarruf etme gücü özel yasa ile kısıtlanmıştır.
2981 sayılı yasanın 3290 Sayılı Yasa ile değişik 10/c maddesi de aynı doğrultuda hüküm getirmiştir.
Gerçekten bir kimse kendisine veya yasanın himaye ettiği bir hakka dayanarak üçüncü bir şahsa ait bir taşınmaz üzerine ayrılmaz parça (mütemmim cüz) niteliğinde yapı inşaa etmiş imar uygulaması sonucu bu yer davacıya ait imar parseli içerisinde kalmış ise, kendi arzu ve iradesi dışında idari kararla oluşan bir durum söz konusu olduğundan kusurlu sayılamaz. İşte bu nedenle yukarıda değinildiği gibi yasa koyucu imar parseli malikine karşı yapı sahibini koruma zorunluluğunu duymuştur.
Sonuç: Hal böyle olunca, davacıya imarla oluştuğu anlaşılan ve değeri belirlenen taşkın bölüme ilişkin yapı bedelinin mahkeme veznesine depo ettirilmesi, hükümle birlikte bu bedelin davalıya ödenmesine karar verilmesi, taşkının davalının irade ve eylemi dışında idarece yapılan imar uygulaması ile meydana geldiği, bu durumda kusuru bulunmadığı gözetilerek yargılama giderlerinden sorumlu tutulmaması gerekirken, yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Davalının bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene iade edilmesine, 29.09.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy