(4721 S. K. m. 795, 796, 798, 823)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı Vakıflar İdaresi, M. H. Vakfı' nın emaneten yönetildiğini, 66 ada 12 parselde kain yalı ve diğer müştemilatın tarihi ve mimari değeri haiz korunması gerekli 1. sınıf eski eser olduğunu, vakıf evladının süknasına meşrut bulunduğunu; ancak tamir ve ihyasının sağlanabilmesi için kiraya verilmesi gerektiğini ileri sürerek sükna hakkının terkini isteğinde bulunmuş; yargılama sırasında vakfa mütevelli atanması nedeniyle dava mütevelli eliyle yürütülmüştür.
Davaya asli müdahil olarak katılan vakıf evlatları davanın reddini; tamiratın mütevelli tarafından yapılması gerektiğini bildirmişlerdir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, asli müdahil ( k. davacılar ) tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 1 1.10.2005 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vs. vekili Avukat A.B. ile temyiz edilen A. vs. vekili N. geldiler, davetiye tebliğine rağmen diğer temyiz edilenler vekili avukatlar gelmediler, yokluklarında duruşmaya başlandı, süresinde verilen ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı, bilahare Tetkik Hakimi U.Ş.'nin raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava öncesi yaptırılan tespit sonucu Güzel Sanatlar Üniversitesi'nden seçilmiş bilim adamlarının düzenledikleri rapor ve fotoğraflar ile dosyada mevcut yazı, belge ve diğer delillerden; tarihi ve mimari önemi haiz H. Yalısı ve Külliyesinden halen yalnızca divanhane binası ve küçük bir hamamın kaldığı; bunların da yıkılmaya yüz tutmuş halde olduğu, diğer müştemilatın tamamen yıkıldığı, yıkık temeller üzerine müdahillerin ruhsatsız yapılar inşa ettikleri, bu yapıların belediyece yıkımına karar verildiği, karar aleyhine açılan idari davanın reddedilerek kesinleştiği, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun 1998 yılından beri süregelen kararlarıyla korumanın uluslararası ve bilimsel ilkelere göre acilen restitisyon ve restorasyon suretiyle sağlanması, aksi halde eserin tamamen yok olacağı, sorumluluğun tüm yetkili ve ilgililere ait olacağının bildirildiği, vakfın geliri ile restorasyonun yapılamayacağı anlaşıldığından Vakıflar Genel Meclisi Kararı'yla uzun süreli olarak "restore et işlet-devret" modeli ile kiraya verilmesinin uygun olacağının bildirildiği, vakfiyenin incelenmesinde, vakfın bu konuda bir şart öngörmediği, davacı vekilinin 13.04.2005 tarihli dilekçesinde tarihi yalıların yeniden yapılması halinde sükna hakkının acdedeceğini bildirdiği anlaşılmaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki, 2762 sayılı Vakıflar Kanunu uyarınca "mülhak vakıflar borçlarını kendi mallarından öderler", vakfın denetimi Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne aittir. Öte yandan 2863 Sayılı Yasanın 57/g-2. maddesi "kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişilerin koruma kurullarının kararlarına uymak zorunda" bulunduklarını öngörmektedir. Diğer taraftan Ahkamülevkaf uyarınca vakfın onarımı, diğer vakıf şartlarının yerine getirilmesinden önde gelir ( masarrif-i tamiriyye vezaif ezre makaddemdir. Mesele 411 ). Sahih bir vakıfta vakfedenin şartlarına muhalefet caiz değil ise de vakfın kararıyla aksine hareket mümkündür ( Mesele 165 ). Yıne süknası meşrut olan bir vakıf akan gerek mütevelli, gerek meşrutunlehi ( yararlanan ) ahara icar edemez. Fakat vakıfça bir müslahat veya zaruret mütehakkık olan suretler müstesnadır ( mesele 394 ). Uyuşmazlığın çözüme ışık tutan 412. maddesinde de aynen süknası meşrut olan vakıf menzil harab oldukça nazar olunur.
Eğer olmenzimin galle-i vakıftan tamiri vakıf tarafından şart kılınmış ise şart-ı vakıf mudbince vakfın galle-i mevcudesinden tamir edilir.
Eğer vakıf tarafından bervec-hi mukarrer şart edilmezse veyahut edilip de vakıfta galle mevcud olmazsa o suretlerde süknanın meşrutunlehi ol menzili kendi malinden tamir eder.
Meşrutunlehin tamire iktidarı olmadığı veyahut olup da tamirden imtina ettiği takdirde ol menzil re'yi hakim ve marifeti mütevelli ile ücretine mahsuben tamir etmek üzere icar olunur, denilmektedir.
Bilindiği üzere, gerek Medeni Kanun'un yürürlüğüne dair yasa ve gerekse Vakıflar Yasası eski mevzuat zamanında tesis edilen hakların yeni yasa döneminde de tanınacağına ilişkin hükümler getirmiştir. Sükna hakkım ilgilendiren hükümler ise özellikle Medeni Kanun'un 718 ( TMK 795 ), 720 ( TMK 796 ), 722 ( TMK 798 ) 723 ( TMK 799 ), 748 ( TMK 823 ) maddelerinde düzenlenmiş, intifa hakkına ilişkin hükümlerin sükna ( oturma ) hakkına da uygulanacağı belirtilmiştir. Anılan yasal düzenlemeler ve yargısal uygulamalarda, sükna hakkının konusu olan yapının tamamen yıkılması halinde kaldırılacağı yönündedir.
Yukarıda açıklanan tüm ilkeler ve belirlenen olgular doğrultusunda, somut olay değerlendirildiğinde mahkemece, davanın kabulü ile restore et-işlet-devret modeli ile dava konusu taşınmazın kiralanmasının ve bu sebeple sükna ( oturma ) hakkının kaldırılmasının tespitine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön ya da isabetsizlik bulunmamaktadır.
Sonuç: Davacı müdahillerin temyiz itirazları yerinde değildir. Reddiyle hükmün ONANMASINA, 04.12.2004 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi'nin 14. maddesi gereğince gelen temyiz edilen vekili içi 400,00.- YTL duruşma avukat parasının temyiz edenden alınmasına, 18.10.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy