(3194 S. K. m. 18) (4721 S. K. m. 619) (6785 S. K. m. 42) (2981 S. K. m. 10)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, kayden maliki bulunduğu 7716 ada 6 parsel sayılı taşınmazı davalının haksız işgal ettiğini ileri sürüp elatmanın önlenmesine ve 3.600.000.000.TL. ecrimisilin tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, dava konusu taşınmaza müdahalenin imar uygulaması sonucu meydana geldiğini, yapı bedeli ödenmedikçe yapıyı kullanma hakkı bulunduğunu, ecrimisil isteğinin idari yargı yerinde iptal edildiğini belirtip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, imar uygulaması ile oluşan çekişme konusu taşınmaza davalının imardan sonra bina ve kömürlük yapmak suretiyle müdahale ettiği, davalı hakkında 3194 sayılı yasanın 18. maddesi hükümlerinin uygulanamayacağı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davacı ve davalı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla tetkik hakimi Emine Küçüksözen'in raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Dava, imar parseline elatmanın önlenmesi, ecrimisil isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden özellikle eksiğin tamamlanması yolu ile getirtilen belge ve kayıtlardan çekişme konusu 7716 ada 6 parsel sayılı taşınmazın kayden davacı belediye ye ait olduğu anılan taşınmazın 1811 ada 7 ve 45 sayılı kadastral parsellerin imara tabi tutulması sonucu oluştuğu ve 1993 tarihinde davacı belediye adına sicil kaydının tesis edildiği, imar öncesi 1811 ada 45 sayılı kadastral parselde davalının paydaş olduğu anlaşılmaktadır.
Bu durumda, davalının kadastral parseli üzerine yapmış olduğu binanın imar uygulaması sonucu davacı belediye ye mal edildiği, 3194 Sayılı Yasanın 18. maddesine göre davalının taşınmazı kullanmasının yasa gereği olduğu, fuzuli şagil sayılamayacağı gibi ecrimisilden de sorumlu tutulmayacağı kuşkusuzdur. Davacının temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine. Davalının temyiz itirazlarına gelince;
Bilindiği üzere; yasal ayrıcalıkların dışında ayrılmaz parçanın (mütemmin cüz'ün) mülkiyeti ve buna bağlı olarak tasarruf hakkı üzerinde bulunduğu bu husus MK.nun 619. maddesinde açıkça vurgulanmıştır.Ne var ki yürürlükten kalkmış olan 6785 Sayılı Yasanın 1605 Sayılı Yasa ile değişik 42/c ve halen yürürlükte bulunan 3194 Sayılı imar Yasasının 18. maddelerinde özel hükümler getirilmek suretiyle ayrılmaz parça (mütemmim cüz) olan yapı ile arz arasındaki hukuki ilişki kesilmiş bazı durumlarda yapı üzerinde bulunduğu yerin malikinden başkasına bırakılarak imar parsellerinin oluşturulabileceği öngörülmüştür. Böylece yapıların bedelleri ilgili parsel sahiplerince yapı sahibine ödenmediği veya aralarında bu yönde bir anlaşma yapılmadığı yada ortaklığın giderilmesi davası açılmadığı sürece bu yapıların ömürlerini dolduruncaya kadar eski sahiplerine kullanma imkanı sağlanmıştır.
Öte yandan, zeminin maliki olan kişinin taşınmazı bizzat kullanma yetkisi sınırlanmış ayrılmaz parça (mütemmim cüz) durumunda olan yapı üzerinde tasarrufu etme gücü özel yasa ile kısıtlanmıştır.
2981 Sayılı Yasanın 3290 Sayılı Yasa ile değişik 10/c maddesi de aynı doğrultuda hüküm getirmiştir.
Gerçekten bir kimse kendisine veya yasanın himaye ettiği bir hakka dayanarak üçüncü bir şahsa ait bir taşınmaz üzerine ayrılmaz parça (mütemmim cüz) niteliğinde yapı inşaa etmiş imar uygulaması sonucu bu yer davacıya ait imar parseli içerisinde kalmış ise, kendi arzu ve iradesi dışında idari kararla oluşan bir durum söz konusu olduğundan kusurlu sayılamaz. İşte bu nedenle yukarıda değinildiği gibi yasa koyucu imar parseli malikine karşı yapı sahibini korumu zorunluluğunu duymuştur.
Somut olayda, mahallinde yapılan uygulama sonucunda tanzim edilen teknik bilirkişilerin 17.10.2003 tarihli rapor ve ek raporunda çekişmeye konu binanın imar uygulamasından sonra yapıldığı belirtilmişse de, anılan rapor dosya kapsamına uygun olmayıp imar uygulama tarihinin hatalı belirtildiği anlaşılmaktadır. Yukarıdaki ilke ve olgular ile dosyadaki bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde; çekişme konusu binanın imar uygulaması sonucunda davacı parselinde kaldığı sonucuna varılmaktadır.
Sonuç: Hal böyle olunca; davalının binası yönünden mahkemece belirlenecek kaim bedelin mahkeme veznesine depo ettirilmesi suretiyle hüküm kurulması gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir. Davalının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenle HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 01.12.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy