(4721 S. K. m. 683, 737)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, davalıya ait 327 ada 6 parsel sayılı taşınmaz içindeki binanın imar mevzuatına aykırı yapıldığını, kendi arsasına bitişik olan davalı yapısının görüş açısını ve arsasının değerini etkilediğini ileri sürüp binanın yıkımını istemiştir.
Davalı, davanın haksız ve yersiz açıldığını, davacının hukuki yararının bulunmadığını bildirip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalıya ait taşınmaz üzerindeki binanın imar mevzuatına aykırı olduğu belirlenmişse de davacının bu davayı açmakta hukuki yararının ve dava açma sıfatının bulunmadığı, imar mevzuatına aykırılığın giderilmesinin Belediyenin yetki ve sorumluluğunda bulunduğu gerekçeleriyle; davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, komşuluk hukukundan kaynaklanan çekişmenin giderilmesi isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dava dilekçesinin içeriğinden ve iddianın ileri sürülüş biçiminden; davacı, maliki bulunduğu çaplı taşınmaza komşu davalı yapısının imara aykırı olduğunu, bu şekildeki yapının kendi görüşünü kapattığı gibi taşınmazının değerini de olumsuz yönde etkilediğini belirterek bu zararların yıkım suretiyle giderilmesini istediği görülmektedir.
Komşuluk hukukundan kaynaklandığı anlaşılan böyle bir isteğin araştırma konusu yapılacağında kuşku yoktur.
Bilindiği üzere; çağdaş hukuk sistemlerindeki tanımıyla mülkiyet: geniş haklar, buna bağlı yetkiler ile birlikte bazı ödevlerin oluşturduğu bir hukuksal kurumdur. Başka bir söyleyişle mülkiyet, tanıdığı geniş hak ve yetkilerin yanında bazı ödevlerde yükleyen bir ayni haktır. Medeni Kanunun 683. maddesinde "Bir şeye malik olan kimse hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir." hükmü getirilmek suretiyle mülkiyet hakkının kanunla kısıtlanabileceğine işaret olunmuştur. Bu doğrultuda olmak üzere, taşınmaz malikini komşusuna zarar verebilecek her türlü taşkınlıklardan kaçınmakla yükümlü kılan aynı kanunun 737. maddesi, komşuluk ilişkilerinden doğan zorunlu çıkar çatışmalarını düzenlemiş, bir arada yaşamak durumunda olan, komşu taşınmaz maliklerinin ekonomik, sosyal çıkarlarını dengede tutabilmek için onlara katlanma ve kaçınma ödevleri yüklemiştir.
O halde, bir toplumda birlikte yaşama olanağı sağlayan insancıl, gerçekçi, zorunlu temel hukuk kuralına göre, hakim; somut olayın özelliğini, taşınmazların konumlarını, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetleri, toplumun doğal ihtiyaç ve gerçeklerini gözönünde bulundurarak, komşuların birbirlerine göstermekle yükümlü oldukları olağan katlanma ve hoşgörü sınırını aşan bir taşkınlığın bulunup bulunmadığını saptama,zararı giderici önlemlerden en uygununu bulma, kaçınılmaz müdahaleleri yapmak suretiyle özverileri denkleştirme durumundadır.
Bunun içinde zararın niteliği, kapsamı ve ne surette giderileceği yönünde tarafların tüm delilleri toplandıktan, gerektiğinde yerinde keşif yapıldıktan sonra uzman bilirkişilerden bilim ve tekniğe uygun gerekçeli rapor alınması zorunludur.
Sonuç: Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan ilkeler gözetilmek suretiyle gerekli araştırma yapılarak soruşturmanın tamamlanması, ondan sonra bir karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün HUMK'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alının harcın temyiz edene iade edilmesine, 29.09.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy