(4721 S. K. m. 684) (2981 S. K. m. 10/c) (3194 S. K. m. 18)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, kayden maliki bulunduğu 7202 ada, 13 parsel sayılı taşınmazın bir kısmına davalının taşkın yapılandığını ileri sürerek elatmanın önlenmesi ve yıkıma karar verilmesini istemiştir.
Davalı, çekişmeli yapıyı iyiniyetli yaptığını, imar uygulaması ile taşkın durumun oluştuğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; davacıya ait çaplı taşınmaza davalının haklı ve geçerli bir nedene dayanmaksızın binasını taşırmak suretiyle elattığı yapılan uygulama ile saptandığı, taşkın yapının değerinin yıkım isteğine tek başına etkili olamayacağı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi İ. A.'ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
KARAR
Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden, kayden davacıya ait 13 parsel sayılı taşınmaza, davalı yapısının tecavüzlü bulunduğu anlaşılmaktadır. Dosyada mevcut 22.03.2005 tarihli bilirkişi raporunda; taraflara ait çap kayıtlarının imar uygulaması sonucu oluştuğu ve tecavüzlü durumun da bu uygulama ile meydana geldiği ifade edilmiştir.
Bilindiği üzere; yasal ayrıcalıkların dışında ayrılmaz parçanın (mütemmim cüz'ün) mülkiyeti ve buna bağlı olarak tasarruf hakkı üzerinde bulunduğu arza bağlıdır. Bu husus Medeni Kanunun 684. maddesinde açıkça vurgulanmıştır. Ne var ki, yürürlükten kalkmış olan 6785 sayılı yasanın 1605 sayılı yasa ile değişik 42/c ve halen yürürlükte bulunan 3194 sayılı imar yasasının 18. maddelerinde özel hükümler getirilmek suretiyle ayrılmaz parça (mütemmim cüz) olan yapı ile arz arasındaki hukuki ilişki kesilmiş bazı durumlarda yapı, üzerinde bulunduğu yerin malikinden başkasına bırakılarak imar parsellerinin oluşturulabileceği öngörülmüştür. Böylece yapıların bedelleri ilgili parsel sahiplerince yapı sahibine ödenmediği veya aralarında bu yönde bir anlaşma yapılmadığı yada ortaklığın giderilmesi davası açılmadığı sürece bu yapıların ömürlerini dolduruncaya kadar eski sahiplerine kullanma imkanı sağlanmıştır.
Öte yandan, zeminin maliki olan kişinin taşınmazı bizzat kullanma yetkisi sınırlanmış, ayrılmaz parça (mütemmim cüz) durumunda olan yapı üzerinde tasarruf etme gücü özel yasa ile kısıtlanmıştır.
2981 Sayılı Yasanın 3290 Sayılı Yasa ile değişik 10/c maddesi de aynı doğrultuda hüküm getirmiştir.
Gerçekten bir kimse kendisine veya yasanın himaye ettiği bir hakka dayanarak üçüncü bir şahsa ait bir taşınmaz üzerine ayrılmaz parça (mütemmim cüz) niteliğinde yapı inşa etmiş imar uygulaması sonucu bu yer davacıya ait imar parseli içerisinde kalmış ise, kendi arzu ve iradesi dışında idari kararla oluşan bir durum söz konusu olduğundan kusurlu sayılamaz. İşte bu nedenle yukarıda değinildiği gibi yasa koyucu imar parseli malikine karşı yapı sahibini koruma zorunluluğunu duymuştur.
Hal böyle olunca; yukarıda açıklanan ilkeler gözetilmek suretiyle gerekli araştırmanın yapılması, tecavüzlü durumun imar uygulaması sonucu meydana gelip-gelmediğinin açıklığa kavuşturulması ondan sonra karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davalının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene iade edilmesine, 26.09.2005 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy