(4721 S. K. m. 688, 706) (818 S. K. m. 213) (2644 S. K. m. 26)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, 20 parsel sayılı taşınmazda pay sahibi olduğunu, özel parselasyon haritasına göre 1-2-20 ve 21 no.lu parselleri dava dışı T.K.'tan yerinde görerek aldığını, davalılar tarafından bu kısımlara yapılanılmak suretiyle müdahale edildiğini ileri sürerek, el atmanın önlenmesi ve yıkım isteğinde bulunmuştur.
Davalılar, taşınmazda özel parselasyon yapılmadığını, taksimin de olmadığını bildirerek davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı Ş. tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi H.G.'in raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, duruşma isteği değerden reddedilerek gereği görüşülüp, düşünüldü.
Karar
Dava, çaplı taşınmazda özet parsele el atmanın önlenmesi ve yıkım isteğine ilişkindir.
Mahkemece. A. Dışındaki davalılar yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; çekişme konusu 20 parsel sayılı taşınmazın paylı mülkiyet üzere olduğu davacı ile davalı Ş.'nin taşınmazda dava dışı kişilerle birlikte paydaş bulundukları kayden sabittir.
Davacı, paydaşlar arasında yapılan özel parselasyon sonucu kendisinin kullanımına bırakılan bölüme davalının el attığının bahisle eldeki davayı açmıştır.
İddianın içeriğine göre taraftar arasındaki çekişmenin Türk Medeni Kanunu'nun 688 ve takip eden maddelerinde öngörülen paylı mülkiyet hükümlerine göre çözüme kavuşturulacağı kuşkusuzdur.
Bilindiği üzere; paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki el atmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine el atmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı el atmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşik Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu el atmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şuyun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlenmesi gerekmektedir
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi itirazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere MK' nın 706, BK' nın 213, TK' nın 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şuyun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, akde vefa kuralının yanında MK' nın 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki el atmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planının olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, MK' nın müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Somut olaya gelince; davacı paydaşlar arasında özel parselasyon yapıldığını ileri sürmüş, davalı ise bu iddiaya parselasyon planı yapılmadığı ve kendisinin haberi olmadan yapılan parselasyonunun da kendisini bağlamayacağını savunarak karşı çıkmıştır. Oysa mahkemece gerçekten tüm paydaşların iştirakiyle ve kendilerini bağlayacak şekilde bir özel parselasyon yapılıp yapılmadığı üzerinde durulmadığı gibi harici bir taksim yoksa yine tüm paydaşlar açısından taşınmazda fiili bir kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı yönünde yeterli bir inceleme ve araştırma yapıldığı söylenemez.
Hal böyle olunca, yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde tarafların iddia ve savunmaları da gözetilmek suretiyle mahkemece hükme elverişli olacak şekilde gerekli araştırma ve incelemenin yapılması, soruşturmanın eksiksiz tamamlanması, ondan sonra bir hüküm kurulması gerekirken eksik tahkikata dayalı olarak yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir. Davalı Ş.'nin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK' un 428. maddesi gereğince bozulmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 13.03.2006 tarihinde, oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy