(4721 S. K. m. 706, 683)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacı, 8.7.1996 tarih, 1 sıra nolu tapulu taşınmazın miras bırakanı M. Güçlü'den intikal ettiğini, diğer paydaşlardan davalı kardeşi Ali'nin taşınmazı kullanmasına engel olduğunu ileri sürüp payına yönelik elatmanın önlenmesini istemiştir.
Davalı, miras bırakanları M.'in taşınmazı çocukları arasında sağlığında taksim ettiğini, davacının taşınmazdaki payının bir kısmını tapudan bir kısmını harici satış senedi ile satın aldığını bildirip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalı tarafından davacının taşınmazı kullanımına engel olunduğu gerekçesiyle; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından süresinde duruşmalı temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi S. Altınbulak'ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, duruşma isteği değerden reddedilerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, paydaşlar arasında elatmanın önlenmesi isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; çekişme konusu 1966 tarih 1 sıra nolu tapulu taşınmazın paylı mülkiyet üzere olduğu, anılan yerde davanın tarafları ile birlikte başkaca paydaşların da bulunduğu anlaşılmaktadır.
Davacı, anılan taşınmazdan yararlandırılmadığını ileri sürerek eldeki davayı açmıştır. Bu durumda taraflar arasındaki çekişmenin Türk Medeni Kanununun paylı mülkiyet hükümleri uygulanmak suretiyle çözüme kavuşturulacağı kuşkusuzdur.
Bilindiği üzere; paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir.
Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şuyun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere MK. nun 706, BK. nun 213, TK. nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şüyuun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, akde vefa kuralının yanında MK. nun 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, MK. nun müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Somut olaya gelince; paylı mülkiyet üzere olan çekişmeli taşınmazda tüm paydaşları kapsayacak biçimde eylemli bir kullanma biçiminin oluşmadığı sabittir. Diğer taraftan davacının söz konusu taşınmazdan davalı tarafından yararlandırılmadığı da anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan ilkeler de gözetilmek suretiyle davacının payına yönelik elatmanın önlenmesine karar verilmesi gerekirken, taşınmazda belli ve muayyen bölümden davalının men edilmiş olması doğru değildir. Davalının temyiz itirazları yerindedir.
Sonuç: Kabulüyle hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene iade edilmesine, 23.03.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy