(4721 S. K. m. 719) (3402 S. K. m. 20)
Taraflar arasında görülen davada; Davacı, 114 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitleri sırasında davalılar adına tespit edildiğini, çekişmeli taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olup, kaçak ve yitik kişilerden kaldığını, zilyetlikle iktisabının mümkün olmayıp, zilyetlik koşullarının da oluşmadığını ileri sürerek, iptal ve tescile karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davalılarca sunulan vergi kaydının çekişme konusu taşınmazı kapsadığı ve davalılar yararına zilyetlikle edinme koşullarının gerçekleştiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi S.Ö.'nün raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
Karar
Dava, tapu iptali ve tescili isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Davada ileri sürülen iddianın içeriğine göre, 1966 yılında yapılan genel kadastro tespiti sırasında çekişme konusu taşınmaza uygulanan tapu kayıtlarının taşınmaza uymadığı ileri sürülerek miktar fazlalıklarının tapusunun iptali ve Hazine adına tescili talebinde bulunulduğu görülmektedir.
Mahkemece, davalılar tarafından sunulan ve çekişme konusu parsele uygulanan 1936 tarih ve 39 tahrir nolu vergi kaydının taşınmazı kapsadığı, sabit (değişmez) sınırlı olduğu kabul edilmek suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki; harita ve krokisi bulunan tapu kayıtlarına Medeni Kanun'un 719, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 20. maddesi uyarınca kapsam belirleneceği kuşkusuzdur. Ancak böyle bir harita ve kroki yoksa veya uygulanabilir nitelik taşımıyorsa öncelikle tapu kaydının ilk tesisinden itibaren tüm gittileri de birlikte Tapu Sicil Müdürlüğü'nden istenilmesi, gitti kayıtlarının yüzölçümlerinde veya sınırlarında bir değişiklik varsa dayandığı belgelerin incelenip, doğru ve yasal bir nedenin bulunup bulunmadığının araştırılması, doğru esasa dayanmıyorsa, ilk tesisindeki sınırlara itibar edilmesi, ayrıca uygulamada yararlanmak üzere varsa komşu taşınmaz kayıtlarının getirtilmesi, böylece yanların dayandığı, usulüne uygun olarak çıkarılmış tüm belgeler toplandıktan, dosya öteki yönlerden de keşfe hazır hale geldikten sonra yöreyi iyi bilen yaşlı ve yansız yerel bilirkişi veya bilirkişiler aracılığı ile uygulama yapılması, kayıtlardaki her sınır yerel bilirkişi veya bilirkişilerden sorulup arazi üzerinde tespit edilmesi; gerektiğinde sınırlar hakkında açıklayıcı, doyurucu bilgiler alınması, bilinmeyen sınırlar yönünden taraflara tanık dinletme olanağının sağlanması, komşu taşınmaz kayıtlarının da aynı şekilde uygulanarak yerel bilirkişi ve tanık sözlerinin denetlenmesi gerekir. Öte yandan sınırlar değişebilir nitelikte ise veya tam olarak kapanmayıp açık yönler kalıyorsa, kayda değişmez sınırlarla bağlantı kesilmemek suretiyle miktarına göre kapsam belirlenmesi, taşınmadın hem tapu ve hem de vergi kaydının kapsamında kaldığının saptanması halinde yüzölçümü daha geniş olan kayda değer verilmesi, saplanacak kayıt miktarı dışında, fazla bölüm yönünden davalılar açısından kazandı nu zamanaşımı ile iktisap koşullarının araştırılması, ayrıca tapu fen memuru veya mühendisi sı fal ve yeteneğini taşıyan uzman bilirkişi veya bilirkişilerden keşifle saplanan bilgi ve bulgulara uygun ve uygulamayı tam olarak yansıtan, infaza elverişli rapor ve kroki alınması zorunludur.
Somut olaya gelince; çekişmeli taşınmazın davalıların 1957 yılında ölen miras bırakanı H'den intikalen geldiği, 1966 tarihinde yapılan genel kadastroda muris üzerine olan tapu kaydı uygulanmak suretiyle çekişmeli taşınmazın kayıt maliki H'nin mirasçıları adına tespit edildiği, çap kayıtları ile sabittir.
Keşif sırasında uygulanan davalı tarafın dayanağını teşkil eden vergi kayıtlarının sınırlan yol, sın, dere, sahibi senet okumaktadır. Dayanak tapu kaydında geçen sınırlar bilirkişice bilinememiş ve açıklama getirilememiştir. Uygulanan vergi kaydı sınırlarında yer alan yol sınırının sabit sınır olarak kabul edilebilmesi için kaydın meydana getiriliş gününden itibaren güzergâhının hiç değişmediğinin saptanması, keza dere sınırının yatak değiştirip değiştirmediğinin taşınmaz ile derenin birleştiği noktadan itibaren taşınmazın şev'ine (yatağına) doğru dik yamaçlarla ayrılıp ayrılmadığının saptanması, sırt sınırının taşınmazın doğal ve toprak yapısı seviye durumu dik yamaçlarla taşınmazın kültür arazisi olarak kullanılan bölümünden ayrılıp ayrılmadığının belirlenmesi, komşu parsellerin ne olarak ve kimin adına tespit edildiğinin, varsa dayanak kayıtlarının çekişmeli sınır yönünü ne okuduğunun tayin edilmesi gerekmektedir.
Oysa mahkemece değinilen yönde bir araştırma yapılmış değildir.
Hal böyle olunca, yukarıda değinilen ilkelerle somut olaydaki bulgu ve olgular birlikte değerlendirilmek suretiyle gerekli araştırma yapılarak sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken eksik inceleme ile yetinilerek yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildin Hazine'nin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerle HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 03.07.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy