(4721 S. K. m. 683, 688, 706) (818 S. K. m. 213)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacı, maliki olduğu dava konusu 22 parsel sayılı taşınmazına davalı tarafından haksız olarak ayçiçeği ve buğday ekilmek suretiyle el atıldığını ileri sürerek el atmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerinde bulunmuştur.
Davalı, iştirak halinde mülkiyetin söz konusu olduğunu, intifadan men koşulunun gerçekleşmediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, paylı mülkiyet durumunun söz konusu olduğu, intifadan men koşulunun gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi U.Ş.'nin raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, çaplı taşınmaza el atmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; 22 parsel sayılı taşınmazın paylı mülkiyet üzere olduğu, bu yerde davacı ile davalılardan O. ve M.'nin paydaş bulundukları, diğer davalılar H. ve R.'nin kayıttan ve mülkiyetten kaynaklanan bir hakkının olmadığı, ayrıca taşınmazı davalıların tasarruflarında bulundurdukları anlaşılmaktadır.
Davacı, paydaşı bulunduğu taşınmazın tamamının davalılar tarafından tasarruf edildiğini ileri sürerek eldeki davayı açmıştır. Buna göre çekişmenin giderilmesi açısından Türk Medeni Kanunu'nun 688 ve takip eden maddeleri hükümlerinin uygulanacağı kuşkusuzdur.
Bilindiği üzere, paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki el atmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine el atmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı el atmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu el atmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şüyuun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlenmesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir.
Bilindiği üzere M.K.'nun 706, B.K.'nun 213, T.T.K.'nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şüyuun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, akde vefa kuralının yanında M.K.'nun 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki el atmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, M.K.'nun müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Somut olaya gelince davalılardan H. ve R.'nin mülkiyetten kaynaklanan bir hakkının bulunmadığı halde diğer paydaş olan davalılarla birlikte taşınmazı kullandıkları mahkemece yapılan araştırma ve inceleme sonucu sabittir.
Öyle ise, H. ve R.'nin taşınmazı kullanmalarının haklı ve geçerli bir nedeninin bulunduğu söylenemez. Öte yandan, taşınmazın tamamı davalılar tarafından kullanıldığına göre davacı yönünden intifadan men koşulunun oluştuğu da kabul edilmelidir.
Hal böyle olunca, yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde, davalılardan H. ve R.'nin mutlak olarak el atmalarının önlenmesine, diğer davalılar açısından da davacının payı oranında el atmanın önlenmesine ve belirlenecek ecrimisile karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davacının temyiz itirazları yerindedir.
Sonuç: Kabulüyle kararın HUMK'nun 428 maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene iade edilmesine, 06.07.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy