(4721 S. K. m. 706) (818 S. K. m. 213) (2644 S. K. m. 26)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacı, kardeşi olan davalı ile paydaşı bulunduğu 92 parsel sayılı taşınmazın tamamının davalı tarafından kullanıldığını, paydaş olmasına rağmen taşınmazdan yararlanmadığını davalı tarafından kullanımının engellendiğini ileri sürüp, payına vaki elatmanın önlenmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, dava konusu olana taşınmaz ile dava konusu olmayan birçok taşınmazın, mirasçıların aralarında yaptıkları rızai taksim sonucu paylaşıldığını, 92 parsel sayılı taşınmazı 22 yıldır kendisinin kullandığını, davacının hiçbir hakkının olmadığını belirtip, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacının davasını ispatlayamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi B. D. Koç'un raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Dava; paydaşlar arasında elatmanın önlenmesi isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; çekişme konusu 92 parsel sayılı taşınmazda tarafların paydaş olduğu, anılan yerde, taraflar dışında başkaca paydaşların bulunduğu anlaşılmaktadır.
Öte yandan, taşınmazın tamamının davalının tasarrufunda olduğu ve bu yerden davacının yararlandırılmadığı da sabittir.
Bu durumda taraflar arasında çekişmenin Türk Medeni Kanununun paylı mülkiyet hükümlerinin uygulanması suretiyle çözümlenmesi gerektiğinde kuşku yoktur.
Bilindiği üzere; paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir.
Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şüyuun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir.
Bilindiği üzere MK. nun 706, BK. nun 213, TK. nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şüyuun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, akde vefa kuralının yanında MK. nun 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, MK. nun müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Somut olaya gelince; davalının, davacıyı çekişmeli taşınmazdan yararlandırmadığı sabittir. İntifadan men olgusu da gerçekleşmiştir. Diğer taraftan, paylı mülkiyet üzeri olan taşınmazda her bir taşınmaz yönünden yukarıda sözü edilen ilkeler uyarınca kullanma biçimine değer verilmesi olanaklıdır. Bunun dışında, taşınmazların ayrı ayrı paydaşların kullanmalarına özgülenmesi, diğer paydaşların o taşınmazdaki mülkiyet hakkını oltadan kaldırması anlamını taşıyacağından, böyle bir taksim olgusuna değer verilemez.
Hal böyle olunca, yukarıda değinilen ilkeler gözetilerek, davacının payı oranında çekişmeli taşınmazdan davalının elatmasının önlenmesine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçelerle, yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davacının temyiz itirazları yerindedir.
Sonuç: Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene iade edilmesine, 10.03.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy