(4721 S. K. m. 9, 10, 13, 15, 409/2)
Dava: Taraflar arasında birleştirilerek görülen davada; Davacı, miras bırakanı annesi Fatma'nın yaşlı ve kandırılmaya müsait biri olmasından yararlanan davalının hile ile murisi adına kayıtlı 78 ada 56 parsel sayılı taşınmazı ölünceye kadar bakma akdi ile üzerine devrini sağladığını; murisin akli melekelerinin yerinde olmadığının alınan sağlık kurulu raporu ile de sabit olup, kendisine vasi tayin edildiğini, işlemler sırasında alınan doktor raporunun sahte olduğunu, muvazaalı ve mirastan mal kaçırma amacıyla yapılan usulsüz işlemin iptali ile tenkis isteminde bulunmuş; birleştirilerek görülen davada ise; murisin 17 parsel sayılı taşınmazdaki payını ve eşinden intikalen gelen paylarını 27.7.1993 tarihli vasiyetname ile davalıya bıraktığını, murisin kandırılıp, muvazaalı işlem yapıldığını ileri sürerek söz konusu vasiyetnamenin iptalini istemiştir.
Davalı, murise ölüme kadar kendisinin baktığını belirtip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi B. D. Koç'un raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Dava, ölünceye kadar bakma akdinin iptali; birleştirilen dava vasiyetnamenin iptali isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davaların reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden ve iddianın ileri sürülüş biçiminden davada murisin, işlem tarihinde akli melekelerinin yerinde olmadığı ifade edilerek ehliyetsizlik hukuksal nedenine de dayanıldığı da anlaşılmaktadır. Mahkemece, bu iddia bakımından yeterli bir araştırma, soruşturma ve inceleme yapılmamıştır. Ehliyetsizlik kamu düzeni ile ilgilidir. Dosyaya ibraz edilen raporlar ehliyetsizlik olgusunu tam olarak yansıtamamaktadır. Bu bakımdan murisin işlem tarihlerinde ehliyetli olup olmadığının tereddütsüz olarak açıklığa kavuşturulması da zorunludur.
Bilindiği üzere; davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim Medeni Kanunun fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir biçimindeki 9. maddesi hükmüyle hak elde edebilmesi, borç (yükümlülük) altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlamış. 10. maddesinde de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin (reşit) olmayı kabul ederek ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır. hükmünü getirmiştir. Ayırtım gücü eylem ve işlev ehliyeti olarak ta tarif edilerek aynı yasanın 13. maddesinde yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir. denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.
Hemen belirtmek gerekir ki, Medeni Kanununun 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından karşı tarafın iyi niyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı 11.6.1941 tarih 4/21)
Yukarıda sözü edilen ilkelerin ve yasa maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında bir kimsenin ehliyetinin tesbitinin şahıs ve mamelek hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar. Bu durumda, tarafların gösterecekleri, tüm delillerin toplanılması tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta müşahede kağıtları, film grafilerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur. Bunun yanında, her ne kadar HUMK. nun 286 maddelerinde belirtildiği gibi bilirkişinin rey ve mütalaası hakimi bağlamaz ise de, temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir.
Hele ayırt etme gücünün nispi bir kavram olması kişiye eylem ve işleme göre değişmesi bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli tıp kurumundan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen Medeni Kanunun 409/2 maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür.
Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan ilkeler ve yasa hükümleri çerçevesinde bir araştırma yapılarak tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi özellikle, murisin işlem tarihleri itibariyle ehliyetli olup olmadığının saptanması, sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken eksik inceleme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir.
Sonuç: Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün belirtilen nedenlerden ötürü, HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene iade edilmesine, 19.04.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy