(4721 S. K. m. 683) (2709 S. K. m. 35, 43, 90) (3402 S. K. m. 16) (2644 S. K. m. 33) (492 S. K. m. 13)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı Hazine, kayden davalıya ilişkin dava konusu 179 ada 9 parsel s. taşınmazın idarece tesbit edilen kıyı kenar çizgisi kapsamında kaldığını ileri sürerek, taşınmazın kıyı kenar çizgisi kapsamında kalan kısmının tapusunun iptali isteğinde bulunmuştur.
Davalı, davaya karşı beyanda bulunmamıştır.
Mahkemece, dava konusu taşınmazın yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi ile kısmen kıyı kenar çizgisi kapsamında kaldığının saptandığı gerekçesiyle bu kısmın tapusunun iptali ile sicilden terkinine karar verilmiştir.
Karar, taraflar tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Uğur Şentürk'ün raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
Karar: Dava 3621 S. Yasadan kaynaklanan tapu iptal isteğine ilişkindir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan deliller ile kayden davalıya ilişkin 9 parsel s. taşınmazın kabul kapsamında kalan bölümünün 28.11.1997 gün 5/3 S. İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca belirlenen kıyı kenar çizgisine göre, tanımı aynı kanunun 4 maddesince yapılan kıyıda kaldığı saptanmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bilindiği üzere; mülkiyet hakkı gerek Anayasa ve yasalarla iç hukuk yönünden, gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek protokolleri ile kabul edilmiş temel haklardandır. (Anayasa Md. 35/1, AİHS Ek Prot. 1-1). Türk Medeni Kanununun 683. maddesinde de bir şeye malik olan kimsenin hukuk düzeninin sınırları içinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisi belirtilmiş, malikin malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava konusu edebileceği hüküm altına alınmıştır.
Öte yandan, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 28.11.1997 gün 5/3 S. Kararında da ifade edildiği gibi, kıyılar doğal nitelikleri itibariyle herkesin kullanımına açık, sair taraftan da bu nitelikleri sebebiyle özel mülkiyet alanı dışında ve özel mülkiyete konu olamayacak yerlerdir. Kıyılar, herhangi bir tahsis işlemine gerek olmaksızın doğrudan doğruya herkesin serbestçe yararlanmasına sunulmuş sahipsiz kamu mallarıdır. Bunun sonucu; kıyının zaman aşımı yoluyla kazanılması, tapu sicili hükümlerine bağlı tutulması, haczedilmesi mümkün değildir. Kıyılar, bu özelliklerinden dolayı Anayasanın 43. maddesinde ayrı bir bölümde düzenlenmiş, düzenlemede yukarda sayılan nitelikler vurgulanmıştır.
Bilindiği ve yukarda sözü edilen kanun ve sözleşmelerin hakkı tanımlayan maddelerini takip eden fıkralarda ifade edildiği gibi, mülkiyet hakkı da kamu yararının bulunduğu hallerde sınırlandırılabilir veya tamamen kaldırılabilir.
Ne var ki, bu sınırlandırma veya kaldırma gerçekleştirilirken; T.C. Anayasasının 90/5. maddesi ile iç hukukun üstünde sayılan AİHS. Hükümlerince AİHM tarafından oluşturulan 30.5.2006 gün 1262/02 s. kararda ifade edildiği üzere;
bir kişiyi mülkünden yoksun bırakan bir önlemin
, kamu yararına meşru bir amaç gütmesi gerektiği
, bu önlem alınırken
başvurulan yollar ve gerçekleştirilmesi amaçlanan hedef arasında makul bir oransallık ilişkisi olması gerektiği
, kişinin
kişisel ve haddinden fazla yük taşıma zorunda kalması halinde gerekli dengenin kurulamayacağı
açıktır.
Diğer bir anlatımla, kamu yararı ile mülkiyet hakkından kısmen veya tamamen yoksun bırakılan kişinin hakkı arasında makul, kabul edilebilir, hak ve adalet dengesini sağlayacak bir oranın kurulması asıldır.
Bu arada, üzerinde durulması gereken konulardan biri de; çekişme yaratılan tapu kaydına bağlanan ve böylece kişi adına mülkiyet hakkı oluşturulan kıyı kapsamındaki yere ilişkin tapunun niteliğinin belirlenmesidir.
Devlet tarafından verilen, doğru esasa ve geçerli kayda dayalı tapu ile sağlanan mülkiyet hakkına değer verileceği kuşkusuzdur. Böyle bir yer kıyı kapsamında kalmakla, temel vasfı yani kamu malı olma niteliği değişmemekle birlikte, kişinin söz konusu tapuya dayalı hakkının yukarda ifade edildiği gibi korunması gerekeceği muhakkaktır.
Aksi düşünce tarzının, devletin verdiği tapunun geçersizliğini ileri sürerek, hiçbir karşılık ödemeksizin iptalini istemesi, geçerli kayda dayalı mülkiyet hakkı ile bağdaşmayacağı gibi, devletin saygınlığını zedeler nitelikte bir tutum olacaktır.
Bu durumda, kıyılar kamunun yararlanacağı yerlerden olup buralarda yukarıda belirtilen nitelikte tapu kaydı oluşturulmuş ise tapunun iptalinde, Anayasanın 43., Tapu Yasasının 33., Kadastro Yasasının 16. maddesi göz önüne alınarak, kamu yararının bulunduğunun kabulü gerekir. Ancak, kişinin mülkiyet hakkı sona erdirilirken karşılıklı hak dengesinin sağlanması için mülkiyet hakkı sahibine tazmini nitelikte bir bedelin ödeneceği de kuşkusuzdur. Tazminatın sebebi kanun dışı bir işlemden değil hak dengesinin sağlanmasından kaynaklandığından, taşınmazın tam değerini karşılaması da gerekli değildir. Bu düşünce, AİHM.'sinin bir kararında
Ulusal hukuk ihlalin yol açtığı sonuçları tam olarak gidermeye imkan tanımıyorsa 41. madde AİHM.'ni uygun gördüğü adil bir tazminata hükmetmeye yetkili kılar
biçiminde dile getirilmiştir.
Yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda somut olay incelendiğinde, kamu yararı sebebi ile davalının tapusunun iptal edilerek taşınmazın kayıt dışı bırakılmasında hukuka aykırı bir durum bulunmayıp, davalının tapu kaydının iptalinden dolayı ancak tazminat talebinde bulunabileceğinden tarafların temyiz itirazlarının reddine, usul ve kanuna uygun bulunan yerel mahkeme kararının onanmasına, Harçlar Yasasının değişik 13. maddesinin j. Bendi gereğince Hazineden harç alınmasına yer olmadığına, aşağıda yazılı 00.90.-YTL. bakiye onama harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 17.01.2008 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy