(3194 S. K. m. 15) (3402 S. K. m. 12)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, maliki olduğu 324 nolu parsel ile davalılara ait 360 nolu parsel aralarındaki sınırın kadimden beri mevcut ve sınır ihtilaflarının bulunmadığını, davalıların 360 nolu parseli ifraz ettiklerini ancak, ifraz işleminde hata yapılarak zeminin esas alınmadığını ve kendi parselindeki evin bir kısmının da davalıların parseli içerisinde bırakıldığını ileri sürerek, hatalı ifraz işleminin ve tapunun iptali ile 324 nolu parsele ilave edilerek tescile karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, ifraz işleminin belediye encümen kararına dayanması sebebiyle idari yargının görevli olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, ifraz işleminin iptali isteği bakımından görevli mahkemenin idare mahkemesi olduğu gerekçesiyle görevsizliğe, tapu iptal ve tescil istemi yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Selda Özer'in raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Dava, tapu iptal ve tescil isteğine ilişkin olup, mahkemece isteğin idari yargının görevi kapsamında olduğundan bahisle davanın görev yönünden reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; 324 nolu parselin davacıya, 360 nolu parselin 1/2 davalılara ait olduğu, 360 parsel sayılı taşınmazın 3194 Sayılı Yasanın 15. maddesi uyarınca ifraza tabi tutulduğu ve yeni ifraz parsellerinin oluştuğu anlaşılmaktadır.
Davacı, anılan bu ifraz işlemi yapılırken kendisine ait 324 nolu parselin bir bölümünün davalılara ait ifraz parseli içerisinde bırakıldığını ileri sürerek bu bölüm ile ilgili olarak iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur.
İddianın bu nitelendirmesine göre, davacının mülkiyet hakkına dayandığı oluşan yolsuz tescil sebebi ile sicile yönelik iptal istediği sabittir.
O halde, davanın belirlenen bu niteliğine göre genel mahkemelerin görevinde olduğu ve idari yargının görevli olmadığı kuşkusuzdur.
Ne var ki, mahkemece yapılan araştırma, inceleme ve özellikle uygulama sonucunda teknik bilirkişilerce düzenlenen krokide (A) ve (B) harfleriyle gösterilen ve ihtilaflı olduğu ileri sürülen bölümlerin davacının çap kapsamında kalmadığı, davalılara ait çap kapsamında bulunduğu belirtilmiştir. Davacı, öteden beri taşınmazın fiili sınırları doğrultusunda kullanıldığını aralarında herhangi bir sınır ihtilafının bulunmadığını belirtmesine karşın yukarıda değinilen teknik belirlemeye göre davacının davalıların çap kaydı kapsamında kalan yeri kullandığı ve iptal ve tescil davasında da bu yerleri istediği anlaşılmaktadır.
Öyle ise, davacının isteğinin kadastrodan önceki sebeplere dayalı olduğu tartışmasızdır. Kadastro tespitinin yapıldığı tarih gözetildiğinde davada dayanılan sebep yönünden dava tarihine göre Kadastro Yasası'nın 12/3. maddesinde öngörülen hak düşürücü sürenin geçtiği de kuşkusuzdur.
Sonuç: O halde, davanın reddedilmiş olması bu gerekçe ile ve sonucu itibariyle doğrudur. Davacının, temyiz itirazları yerinde değildir. Reddiyle hükmün ONANMASINA, 01.10.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy