(1086 S. K. m. 428)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, kayden paydaşı olduğu 229 parsel sayılı taşınmazın bir çok paydaşı bulunduğunu, tapudaki intikaller ve satışlar sırasında tapu sicil memurunun hatalı işlem yapması nedeniyle tapuda görünen pay oranlarının gerçeği yansıtmadığını, taşınmazı tasarruf edemediğini, kendi payının 3265.22 m2 olması gerekirken sicilde 2662.05 m2 göründüğünü ileri sürüp hatalı işlemlerin ortaya çıkardığı yanlış kayıtların tespiti ile tashihine, fazla payların iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Dahili davalılar Yahya ve Şahap Yabancı, açılan davayı kabul ettiklerini bildirmişler, davalı Hazine, davanın reddini savunmuş, dahili davalı DSİ Genel Müdürlüğü, davanın usul ve esastan reddini savunmuş, diğer davalılar ve dahili davalılar, yanıt vermemişlerdir.
Mahkemece, bilirkişi raporuna göre davacının iddiasının sabit olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili ile davalılar Hakim Cüzdanoğlu ve DSİ Genel Müdürlüğü vekilleri tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Senem Altınbulak'ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü:
Dava, sicil kaydının düzeltilmesi isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; öncesi 229 parsel olan ve ifrazla 2613 ve 2614 nolu parsellere giden çekişme konusu taşınmazların intikalleri sırasında payların yanlış olarak sicile yansıdığını ileri sürerek bu yanlışlığın giderilerek payın düzeltilmesi isteği ile davacının eldeki davayı açtığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece, bilirkişiden elde edilen rapor esas alınmak suretiyle gerçekten de intikaller sırasında paylarda hata bulunduğu belirlenerek davanın kabul edilmiş olmasında kural olarak bir isabetsizlik yoktur.
Ancak, mahkemece dava karara bağlandıktan sonra hükme esas alınan raporu düzenleyen bilirkişi Coşkun Pınar'ın bu raporun yanılgılı olduğunu, dolayısıyla hüküm altına alınan payların da yanlış olduğunu bildirerek 30.01.2006 tarihli yeni bir rapor ibraz ettiği görülmektedir.
Ayrıca, dava aşamasında elde edilen bilirkişinin asıl raporuyla önceden düzenlenen ilk raporların yargılama sırasında itiraza uğradığı sabittir. Başka bir ifadeyle gerek bilirkişinin sonradan ibraz ettiği rapor, gerekse önceden temin edilen raporların içerik ve özellikle payların oluşumu bakımından çelişkili olduğu tartışmasızdır. Öyleyse mahkemece raporlar arasındaki çelişki giderilmeden hükme esas alınması doğru değildir.
Hal böyle olunca, ihtisas sahibi üç kişiden oluşturulacak bilirkişi heyeti aracılığı ile kayıtlar üzerinde inceleme yaptırılması, önceki alınan bilirkişi raporlarının da irdelenmek ve değerlendirilmesi suretiyle yeniden rapor temin edilmesi, böylece soruşturmanın eksiksiz tamamlanması ondan sonra bir hüküm kurulması gerekirken eksik inceleme ile yetinilerek yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir.
Sonuç: Tarafların temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edenlere geri verilmesine, 31.10.2007 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy