(4721 S. K. m. 194, 683)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, 146 ada 147 parsel sayılı taşınmazdaki 4 no'lu meskenin maliki olduğunu, aralarında hiçbir hukuki sözleşme bulunmadığı halde davalıların taşınmazı haksız biçimde kullandıklarını ileri sürüp, elatmanın önlenmesini istemiştir.
Davalılar, S. Ç.'ın dava konusu evde oturmadığını, davacının oğlu M. B. ile evli olan B. B.'nın aile konutu olması nedeniyle taşınmazı tasarruf ettiğini, ihtarname keşide etmeyen davacının dava açma hakkı kazanmadığını bildirip, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davalı B.'ın evlilik birliği devam ederken davacının muvafakatine dayanarak daireyi kullanmaya başladığı, dava tarihi itibariyle davalının davacının oğlu ile evlilik birliğinin sürdüğü ve ortak konut olarak taşınmazı kullandıkları, davacının ihtarname ile muvafakatini geri almadığı, dava şartının gerçekleşmediği gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi S. A.'ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Karar: Davacı, maliki olduğu 147 no'lu parseldeki 4 no'lu meskeni davalıların haklı bir nedenleri olmaksızın kullandıklarını, davalı B. ile oğlu M.'in evli olup, fiilen ayrı yaşadıklarını, oğlunun evi terk ederek kendisiyle birlikte oturduğunu, davalıların da ana-kız olduklarını ileri sürüp elatmanın önlenmesi isteğinde bulunmuştur.
Davalı B., dava konusu meskende davacının muvafakati ile oturduğunu, davalılar vekili ise davalı S.'nın dava konusu evde oturmadığını, misafir olarak birkaç gün kalıp evine geri gittiğini, çekişmeli evin davacının oğlu ile davalı B.'ın aile konutu olduğunu bildirip, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davalı B.'ın davacının oğlu ile evli olduğu, davacının rızası ile bu yeri ortak konut olarak kullandıkları davacının ihtarname keşide ederek rızasını geri almadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
147 no'lu parsel iken yenileme sonrası 40 parsel numarasını alan taşınmazdaki 4 no'lu meskenin tapuda davacı adına kayıtlı olduğu kayden sabittir.
Hemen belirtilmelidir ki, bir şeye malik olan kimse yasaların elverdiği ölçüde o şeyi dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarruf etme hakkına sahip olup (Türk Medeni Kanununun 683/1 maddesi) o şeye dışarıdan gelecek olan ve malikin mülkiyet hakkını kısıtlayacak her türlü tecavüzü, açacağı elatmanın önlenmesi davası ile gidereceği (Türk Medeni Kanununun 683/2) mülkiyet hakkının tabii sonucudur.
Yukarda tanımı yapılan mülkiyet hakkının 3. kişilerce ihlalinin haksız eylem niteliği taşıyacağı da kuşkusuzdur.
Öte yandan, Türk Medeni Yasasının 194. maddesinde aile konutu ile ilgili düzenlemelere yer verilmiş olup, anılan maddenin gerekçesinde yapılan tanımlamadan da anlaşılacağı üzere aile konutu, eşlerin ve varsa çocuklarının bütün yaşam faaliyetlerini gerçekleştirdiği, yaşantısına buna göre yön verdiği acı ve tatlı günleri içinde yaşadığı, anılarla dolu bir alandır. Eşlerden biri diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez, aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz. Bunun sonucu olarak da taraflardan birisi diğerini bu yeri kullanmaktan men edemez. Ne var ki, tüm bunlara rağmen Türk Medeni Kanununun 194. maddesindeki hak kişisel nitelikte olup, ancak malik olan eşe karşı ileri sürülebilir.
Somut olaya gelince; davacının oğlu M. ile davalı B.'ın evli oldukları, eldeki davanın açılmasından önce M.'in B. aleyhine 02.03.2007 tarihinde boşanma davası açtıktan sonra evi terk edip davacı annesinin yanına taşındığı, boşanma davasının 27.02.2008 tarihinde kabulle sonuçlandığı kararın henüz kesinleşmediği, çekişmeli taşınmazda davalıların oturdukları toplanan delillerden ve tüm dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
Tüm bu açıklamalar ışığında olaya bakıldığında, dava edilen meskenin aile konutu olmadığı sonucuna varılmaktadır. Boşanma davasının açılması ile birlikte eşler ayrı yaşama hakkına sahip olduklarına, davacının oğlu, davalı B.'ın eşi M. halen annesi ile oturduğuna ve eşler fiilen ayrı yaşadıklarına davacı ile davalılar arasında akdi bir ilişki bulunmadığına, özellikle kayıt malikini bağlayacak nitelikte ve taşınmazın aile konutu olması bağlamında taraflar arasında hukuki bir ilişki kurulmadığına, öte yandan kayıt maliki davacının 09.05.2007 tarihli dilekçesinde evlilik birliğinin devam ettiği sürece oğluna oturma izni verdiği şeklindeki beyanın karı kocanın fiilen birlikte yaşaması şeklinde kabul edilmesi gerektiğine, aksi takdirde dava açılmasının bir sebep ve anlamı olmayacağına, davalılar bu yerde kayıt maliki davacının muvafakati ile oturduklarına, dava açılmakla muvafakat geri alındığına, muvafakatin geri alındığına ilişkin ihtarname keşide edilmesine gerek olmadığına göre artık davacıların taşınmazda haksız elatan konumunda oldukları kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca, mülkiyet hakkına üstünlük tanınmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, delillerin taktirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Sonuç: Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 28.10.2008 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davacının davalılar aleyhine açtığı elatmanın önlenmesi davasında mahkemece davanın reddine dair verilen kararın davacı tarafından temyizi üzerine daire çoğunluğu davacının mülkiyetten kaynaklanan dava hakkının göz önüne alınması ve aile konutundan doğan hakkın şahsi hak niteliğinde olup mülkiyet hakkı sahibine karşı ileri sürülemeyeceği bu nedenle davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğinden bahisle bozulmuş olup aşağıdaki gerekçelerle bozma kararına katılamıyorum:
Davacı dava konusu taşınmazın maliki olup davalılardan B. gelini, diğer davalı S. da davalı B.'ın anasıdır. Davalı B. aralarında boşanma davası bulunmasına rağmen dava sonucu verilen karar kesinleşmediğinden gerek bu davanın açıldığı tarih gerekse kararın verildiği tarih itibarı ile dava dışı ve davacının oğlu M. ile evlidir. Nizalı taşınmaz davacı tarafından bedelsiz olarak davalı ve dava dışı eşinin aile konutu olarak kullanımına bırakılmış olup bu konuda bir niza bulunmamaktadır. Davacının oğlu dava dışı M. davalı eşi B. ile aralarında boşanma davasının bulunması nedeni ile aile konutunu bırakarak davacının yanına gitmiş devamında da davacı, gelini olan B. ve anası S. aleyhine eldeki davayı açmıştır.
Burada davalı B. yönünden çözümlenmesi gereken konu boşanma davası açılmış olmasına rağmen davalının taşınmazı kullanımının haklı olup olmadığının saptanmasıdır. Davacının T.M.Y. 683. maddesinden kaynaklanan tasarruf hakkının yasal nedenler olmaksızın sınırlandırılması mümkün değildir. Davacı da bu hakkına dayanarak taşınmazı oğlunun bedelsiz olarak kullanımına bırakmış ve M. de bu yeri aile konutu olarak davalı eşi ile birlikte kullanmaya başlamıştır.
Bilindiği gibi yasal olarak eşler bir arada yaşamak durumundadır ve birlikte yaşanan yer ortak hanedir. Boşanma davasının açılması karı kocanın birlikte yaşadığı evi genelde ortak hane, özelde aile konutu olmaktan çıkarmaz. Olayımızda ise nizalı taşınmazın karı-koca tarafından aile konutu olarak kullanıldığı tartışmasızdır. Diğer taraftan boşanma davasının açılması ile birlikte eşlerin ayrı yaşama hakları doğarsa da aile konutunda istedikleri takdirde birlikte yaşamalarına da bir engel bulunmamaktadır. Bu nedenle nizalı ev halen karı-koca bakımından aile konutu niteliği taşımaktadır. Şu hususu hemen vurgulamak gerekir ki evin aile konutuna özgülenmiş olması davacıyı ilgilendiren bir konu değildir. Eğer bir haksız kullanım varsa karı veya koca evin aile konutu olduğu savunmasını malike karşı ileri süremezler. Ancak buradaki niza aile konutu kavramından kaynaklanmamaktadır, niza yasal olarak birlikte oturma durumunda olan kişilerden birisine onay verildiğinde bu onay alınmaksızın yasal nedenlerle birlikte kullanan kişinin kullanımının haksız olup olmadığı hususudur. Örneğin bir kişiye arada kira sözleşmesi olmaksızın evin kullanımı için onay verildiğinde bu kişinin velayeti altında bulunan küçük çocuğunun da bu evde oturmasına izin verilmiş sayılır. Mülkiyet sahibi küçük çocuğun evde oturmasına razı değilse yapacağı iş babasına verdiği onayı geri almaktır, yoksa baba kalsın çocuk gitsin deme hakkı yoktur ve bu mülkiyet hakkının sınırlandırılması olarak da düşünülemez. Böyle bir talepte bulunulması her şey bir tarafa hakkın kötüye kullanılması olacaktır. Olayımızda da aynı durum söz konusudur; Taşınmaz aile konutudur, karı koca birlikte oturmak durumundadırlar, boşanma davasının açılmış olması, dava dışı olup oturmasına davacı tarafından onay verilen kocanın aile konutunu terk etmesi davacının oğluna verdiği onayı geri aldığı anlamına gelmemektedir. Koca her zaman için yine bu müşterek haneyi gelip kullanabilecek ve boşanma davası kabul edilip kesinleşinceye kadar bu yer aile konutu olmaya devam edecek yani karı-kocanın birlikte kullanacakları ev niteliğini koruyacaktır.
Kaldı ki, davacı 9.5.2007 tarihli dilekçesinde dava konusu taşınmazı oğlunun evlilik birliği devam ettiği sürece kullanımına bıraktığını kabul etmiştir. Halen evlilik birliği de devam ettiğine ve davalı B.'ın eş olarak bu taşınmazı kullanmaya yasal hakkı bulunduğuna göre davanın reddi doğrudur. Eğer bu dava açılmadan önce boşanma davası kabul ile sonuçlanıp kesinleşmiş olsa idi o zaman artık aile konutu söz konusu olmayacağından doğal olarak el atmanın önlenmesi davası kabul edilecekti.
Sonuç olarak davacı dava dışı oğlu ve davalı B.'ın kocası olan M.'e bu yeri evlilik birliği devam ettiği sürece kullanması için onay vermiştir. Boşanma davasının açılması boşanmaya karar verilse bile karar kesinleşmeden evlilik birliğini sona erdirmeyecektir. Davacının dava dışı oğluna verdiği onayın boşanma davasının açılması ve kocanın evden ayrılması ile ortadan kalktığını söylemek de mümkün değildir. Açıklanan tüm bu nedenlerle davalı Belkıs yönünden açılan el atmanın önlenmesi davasının reddine karar verilmesi doğru olup yerel mahkeme kararının onanması gerekir.
Davalı S. ile ilgili davaya gelince; S. diğer davalı B.'ın anası olup yasal olarak B. ve kocasına ait olan aile konutunda oturmasını haklı gösterecek bir neden yoktur. Davacının bu kişinin kullanımına onay verdiği de savunulmamış ve ispatlanamamıştır, yani varsa kullanım onaya dayalı değildir. Ancak bu kişinin diğer davalı olan kızı B.'la birlikte nizalı taşınmazı kullanıp kullanmadığı yönündeki deliller, tanık beyanları mahkemece değerlendirilmemiştir. Mahkemece böyle bir değerlendirme yapılmadığı halde S. hakkındaki davanın da kabulü gerektiği yolundaki çoğunluk görüşüne katılamıyorum. Yapılacak iş davalı S.'nın bu yeri kullanıp kullanmadığının belirlenmesi ve sonucuna göre hüküm kurulmasıdır.
Sonuç olarak davalı B. hakkındaki davanın reddi doğru olup bu yöndeki kararın onanması, davalı S. hakkındaki kararın ise yukarıda açıklanan nedenlerle bozulması gerektiği düşüncesindeyim. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy