(818 S. K. m. 390) (1086 S. K. m. 186) (4721 S. K. m. 2, 3)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, kayden malik olduğu 236 parsel s. taşınmazdaki A blok 2 no.lu bağımsız bölümü, gayriresmi eşi Fuat'ın ipotek ederek kredi alacağı yönünde kendisine baskı yapıp, tehdit ederek, hileli işlemlerle arkadaşı Abdullah Küçük'ü vekil etmesini sağlayarak taşınmazın vekil aracılığıyla satıldığını, satış iradesi bulunmadığını ileri sürerek tapunun iptal ve tescilini istemiştir.
Davalılar, davacının kendi iradesi ile Abdullah'ı vekil ettiğini, işlemlerin iradesine uygun olduğunu bildirip, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davacının ikrah iddiasının ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Ülkü Akdoğan'ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden eksiğin tamamlanması yoluyla getirtilen kayıt ve belgelerden dava konusu 236 parsel s. taşınmazdaki 2 no.lu bağımsız bölümün davacı adına kayıtlı iken 17.7.2006 gün 12827 yevmiye no.lu vekaletname ile davalı vekil tarafından 19.7.2006 gününde davalı Neşet'e satış suretiyle temlik edildiği, onun da 15.5.2008 günlü akitle dava dışı Cuma Cem Yetişkin'e devrettiği görülmektedir.
İddianın ileri sürülüş biçiminden, davacının hile ile alınan vekaletname ile taşınmazın temlik edildiğini ileri sürdüğü anlaşılmaktadır.
Vekaletnamenin hile ile alındığı iddiası, vekaletin kötüye kullanıldığı iddiasını kapsadığı gibi, zararlandırma amacına aracı edildiği düşüncesi de mevcuttur.
Ne var ki, mahkemece bu iddia yönünden bir araştırma yapılmış değildir. Öte yandan eksiğin tamamlanması yoluyla getirtilen kayıtlardan çekişmeli taşınmazın davalı Neşet tarafından temyiz aşamasında (mahkeme hükmünden sonra) dava dışı kişiye temlik edildiği görülmektedir.
Bilindiği üzere; Borçlar Yasasının temsil ve vekalet bağını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2 maddesinde vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir... hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği biçiminde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralım, sadakat ve özen borcunu gözardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Yasanın 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Yasanın 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu kanun maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa tüm çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Hal böyle olunca; öncelikle dava konusu taşınmazın dava açıldıktan sonra temlik edildiği gözetilerek HUMK. nun 186. maddesi gereğince işlem yapılması, ondan sonra yukarda açıklanan ilkeler çerçevesinde hükme yeterli bir araştırma yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, vekaletin kötüye kullanılması iddiası yönünden bir araştırma yapılmaksızın yazılı olduğu üzere eksik inceleme ile yetinilerek karar verilmiş olması doğru değildir.
Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan sebeplerden ötürü HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine 22.12.2008 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy