(818 S. K. m. 35, 397) (4721 S. K. m. 1023, 1024)
Taraflar arasında birleştirilerek görülen davalarda;
Davacılar, miras bırakanları İsmail'in maliki olduğu 4 parsel sayılı taşınmazdaki 19 nolu bağımsız bölüm ile 17 parseldeki 4 nolu bağımsız bölümün, murisin ölümü ile geçerliliğini yitiren vekaletname kullanılmak suretiyle ara malikler kullanmak suretiyle davalı torununa satış suretiyle muvazaalı devredildiğini ileri sürerek tapu iptali ve miras bırakan adına tescil isteğinde bulunmuşlardır.
Davalı, iddiaların yersiz olduğunu, taşınmazları iyi niyetli olarak 3. kişilerden bedeli karşılığı satın aldığını bildirip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, çekişmeli taşınmazların geçersiz vekaletname ile dava dışı kişilere satıldığı, davalının iyi niyetli 3. kişi konumunda olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 21.10.2008 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vs. vekili Avukat S.A. ile temyiz edilen vekili Avukat T.D. geldiler; duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi S.A. tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Davalar, yolsuz tescil ve muvazaa vukusal nedenlerine dayalı tapu iptal, tescil veya tenkis isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davaların reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, miras bırakan İsmail'in oğlu olan dava dışı Salih'in 1983 yılında gayrimenkul satış yetkisini de içerecek şekilde düzenlenen vekaletname ile vekil tayin edildiği, vekil eden murisin 1987 yılında öldüğü, söz konusu vekaletname kullanılmak suretiyle vekil edenin maliki olduğu 4 parseldeki 19 nolu 17 parseldeki 4 nolu bağımsız bölümlerin vekil Salih tarafından 30.06.1988 tarihli akitle satış suretiyle dava dışı Ahmet'e temlik edildiği, Ahmet'in de 28.12.1988 tarihinde 4 parseldeki 19 nolu bağımsız bölümü dava dışı Nuri'ye satışla intikal ettirdiği, ondan da aynı şekilde 01.11.1990 tarihinde vekil edenin torunu olan davalı Yaşar'a devredildiği, keza Ahmet'in uhdesindeki 17 parseldeki 4 nolu bağımsız bölümünde doğrudan 30.12.1997 tarihinde davalıya satış şeklinde temlik edildiği görülmektedir.
Davacılar, dava dışı vekilin miras bırakanlarının ölmesine rağmen daha önceden verilen vekaletnameyi kullanmak suretiyle anılan temliklerin gerçekleştirildiğini ve ara maliklerin yapmış oldukları tasarrufların da muvazaalı olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açtıkları anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, davacıların miras bırakanı vekil eden İsmail'in 26.02.1987 tarihinde öldüğü kayden sabittir. Bilindiği üzere Borçlar Kanunu'nun 35 ve 397 maddeleri hükümleri gereğince aksi kararlaştırılmış olmadıkça veya işin mahiyeti icabı olduğu anlaşılmadıkça ölüm ile vekalet akdi son bulur. Dava konusu taşınmazların temlikinde kullanılan vekaletnamenin tetkikinde satış yetkisini içermekle beraber ölümden sonra devam edeceğine dair bir hususa yer verilmediği, ayrıca işin mahiyeti icabı kullanmanın da gerekmediği görülmektedir.
O halde, vekil edenin ölümünden uzunca bir süre sonra vekaletname kullanılmak suretiyle dava dışı Ahmet'e yapılan temlik işleminin yolsuz tescil niteliğinde bulunduğu ve Ahmet'in ilk el olması sebebiyle yapılan temlikin hukuki bir dayanağının bulunmadığı açıktır.
Diğer taraftan Ahmet'in 4 parseldeki 19 nolu bağımsız bölümü temlik ettiği Nuri'nin ise 2. el konumunda olduğu, koşulların gerçekleşmesi halinde Türk Medeni Kanunu'nun 1023. maddesinin koruyuculuğunda olacağında şüphe yoktur. Ne var ki, Nuri'nin ve bayii olan Ahmet'in akitlerdeki adreslerinin davalının babasına ait işyeri olduğu dosya kapsamı ile sabittir. Diğer taraftan Nuri yargılama aşamasındaki beyanında, böyle bir taşınmazı edinip sattığını tam olarak hatırlamadığını bildirmiştir. Bir kimsenin taşınmazı aldığını hatırlamaması ve bilmemesinin hayatın olağan akışına ve gerçeklerine uygun düştüğü söylenemez. Kaldı ki, Nuri'nin ediniminde bir bedel ödendiği de kanıtlanmış değildir. O halde Nuri'nin taşınmazı edinmesinde iyi niyetli olduğu kabul edilmeyeceği gibi Türk Medeni Kanunu'nun 1023. maddesinden de yararlanmasına olanak bulunmamaktadır.
Öte yandan, son kayıt maliki olan davalı Yaşar miras bırakanın torunudur. Vekil edenin öldüğünü bilen bir kişi olup onun verdiği vekaletname ile satış yapıldığını da Türk Medeni Kanunu'nun 1024. maddesi uyarınca bilen ve bilmesi gerekli olan konumunda bulunduğu tartışmasızdır.
Hal böyle olunca, bütün bu belirlemeler karşısında davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı olduğu üzere davanın reddedilmiş olması doğru değildir.
Davacıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü H.U.M.K.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 13.12.2007 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 550.00.YTL duru?ma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 21.10.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy