(4721 S. K. m. 2, 706) (818 S. K. m. 213) (2644 S. K. m. 26)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, kayden maliki oldukları 3 adet tapulu taşınmaza davalının hiçbir hakkı bulunmaksızın tecavüz ettiğini; yine davalının tarafların paydaş bulundukları 11 ve 1389 sayılı parsellerde davacı Mustafa'nın payına, 2380 ve 101 parsel sayılı taşınmazlarda ise her iki davacınında payına ekip biçmek suretiyle müdahale ettiğini ileri sürüp; paylarına vaki elatmanın önlenmesini istemişlerdir.
Davalı, 1389 sayılı parselde payını kullandığını ve davacıların bu parseldeki paylarını 3. kişilere kiralayarak tasarruf ettiklerini 11 parsel sayılı taşınmazı davacılardan alacağına karşılık rızalarıyla ekip biçtiğini, 101 nolu parseldeki davacı Mustafa'nın payını haricen satın aldığını; diğer dava konusu tapulu yerlerin de ortak miras bırakandan intikal ettiğini ve kendisininde paydaş olduğunu, bu taşınmazlardan iki tanesinden dava açılınca elini çektiğini belirtip, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, çekişme konusu 7 adet taşınmazda tarafların paydaş oldukları, davalının davacıların payını da ekip biçtiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Sevinç Türközmen'in raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Dava, elatmanın önlenmesi isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 101 parsel sayılı taşınmazın elbirliği, 11,1389 ve 2380 sayılı parsellerin ise paylı mülkiyet üzere olup, tarafların dava dışı kişilerle birlikte ortak ve paydaş oldukları; çekişmeli 15.10.1998 tarih 5, 6 ve 7 sıra nolu tapulu taşınmazlarda davacıların kayden paydaş bulundukları ve davalının kayıttan ve mülkiyetten kaynaklanan bir hakkının bulunmadığı; anılan tapulu taşınmazların kadastro görmediği ancak Toprak Tevzii Komisyonunca hazırlanmış paftalarının bulunduğu, buna göre 3 ada 181, 4 ada 170 ve 171 sayılı tevzii parselleri oldukları anlaşılmaktadır.
Davacılar, dava konusu taşınmazlarda paylarına vaki elatmanın önlenmesi isteği ile eldeki davayı açmışlardır.
Bilindiği üzere; paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şuyun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere M.K. nun 706, B.K. nun 213, T.K. nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şuyun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, akte vefa kuralının yanında M.K.nun 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pekçok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, M.K. nun müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Somut olaya gelince; mahkemece davalının çekişmeli 101 ve 2380 parsel sayılı taşınmazlar ile 181 sayılı tevzii parselinin (15.10.1998 tarih 5 sıra nolu) tamamını kullandığı belirlenmek ve benimsenmek suretiyle bu taşınmazlar bakımından davanın kabul edilmesinde kural olarak bir isabetsizlik yoktur.181 sayılı tevzi parselinde davalının kayden paydaş olmadığı gözetilerek 21.06.1944 tarih 13/24 Esas Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince mutlak elatmanın önlenmesi karar verilmesine gerekir ise de anılan bu husus temyiz edenin sıfatına göre bozma sebebi, yapılmamıştır. Davalının belirtilen taşınmazlar bakımından temyiz itirazları yerinde değildir, reddine;
Ancak,
Dava dilekçesinde 11 ve 1389 parsel sayılı taşınmazlarda davalının sadece davacı Mustafa payına elattığı ileri sürülmüş; yerinde yapılan keşifle dinlenen yerel bilirkişi ifadesi ve alınan teknik bilirkişi raporu ile bu iddianın doğrulanmış olmasına rağmen diğer davalı Halil'in payının da kabul kapsamına alınması doğru olmadığı gibi; davalının çekişmeli 170 ve 171 sayılı tevzi parsellerinden (15.10.1998 tarih 6 ve 7 sıra nolu tapulu taşınmazlardan) dava tarihinden sonra elini çektiği anlaşılmakla, anılan taşınmazlar bakımından davanın konusuz kaldığının gözetilmemesi de isabetsizdir.
Kabule göre de, kendisini vekille temsil ettiren davacı taraf yararına; yargılama sırasında keşfen belirlenen dava değerine göre noksan harcın tamamlanmadığı dikkate alınarak, dava dilekçesinde belirtilen dava değeri üzerinden vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, fazla vekalet ücreti takdir ve tayini de doğru değildir.
Sonuç: Hal böyle olunca, davalının yukarıda değinilen hususlara ilişkin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 23.10.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy