(1086 S. K. m. 186) (4721 S. K. m. 683)
Dava ve Karar: Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, dava konusu 5234 parsel sayılı taşınmazda paydaş olduklarını, herkesin taşınmazda payına düşen yeri kullandığını dava konusu taşınmazda sonradan 162/6346 pay satın alan davalıların, davacıların payına düşen kısmı cam ve çerçeve ile çevirip dükkan haline getirmek istediklerini ileri sürerek, elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerinde bulunmuşlardır.
Davalılar, satın aldıkları yerin kendilerine ait olduğunu, davacılarla bir ilgisinin bulunmadığını belirtip, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar, Dairece; ... paydaşlar arasında harici bir taksim olgusunun ayrıca tüm paydaşları bağlayacak nitelikte fiili bir durum yaratılıp yaratılmadığı, davacının kullanımına bırakılan yer olup olmadığının araştırılmadığı, mahkemece gerekli araştırma ve incelemenin yapılması gerektiği... gerekçeleri ile bozulmuş olup, hükmüne uyulan bozma ilamı doğrultusunda yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 2.12.2008 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vs. vekili Avukat A. Ç. ile temyiz edilen vs. vekili Avukat A. A. geldiler, duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi B.D.K. tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava, paydaşlar arasında çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerine ilişkindir.
Hükmüne uyulan bozma ilamı sonrasında davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğine ve toplanan delillere göre; davanın açıldığı tarihide dava konusu 5234 parsel sayılı taşınmazın paylı mülkiyet üzere olduğu ve taraflarla birlikte dava dışı kişilerin taşınmazda paydaş oldukları görülmektedir. Davacılar, taşınmazda kendilerinin kullandığı kısma davalıların elattıklarını ileri sürerek, elatmanın önlenmesi ve yıkım isteklerinde bulunmuş olup, davacılardan M. K.'ın taşınmazdaki payını yargılama sırasında dava dışı H. K.'e 17.11.2005 tarihinde temlik ettiği görülmektedir.
Bilindiği üzere; dava açıldıktan sonrada sınırlayıcı bir neden bulunmadığı takdirde dava konusu malın veya hakkın üçüncü kişilere devredilebilmesi tasarruf serbestisi kuralının bir gereği, hak sahibi veya malik olmanında doğal bir sonucudur. Usul Hukukumuzda da ayrık durumlar dışında dava konusu mal veya hakkın davanın devamı sırasında devredilebileceği kabul edilmiş HUMK.nun 186. maddesinde dava konusunun taraflarca üçüncü kişiye devir ve temliki halinde yapılacak usulü işlemler düzenlenmiştir. Söz konusu madde hükmüne göre iki taraftan biri dava konusunu (müddeabihi) bir başkasına temlik ettiği takdirde diğer taraf seçim hakkını kullanmakta dilerse temlik eden ile olan davasını takipten vazgeçerek davayı devralan kişiye yöneltmekte, dilerse davasına temlik eden kişi hakkında tazminat davası olarak devam edebilmektedir.
Kendiliğinden (resen) gözetilmesi zorunlu bulunan bu usul kuralına göre, mahkemece diğer yana seçimlik hakkı hatırlatılarak davaya hangi kişi hakkında devam edeceği sorulmalı, sonucuna göre işlem yapılmalıdır.
Ne var ki; mahkemece değinilen husus gözardı edilerek ve usulü işlem tekemmül ettirilmeden yazılı olduğu üzere işin esası bakımından karar verilmiş olması doğru değildir.
Sonuç: Davacıların, bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedene hasren HUMK.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 13.12.2007 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 550.00. YTL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, 02.12.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy