(2709 S. K. m. 90)
Dava: Taraflar arasında birleştirilerek görülen davada;
Davacı hazine, kayden davalı adına kayıtlı dava konusu 355 ada 6 parsel sayılı taşınmazın 3621 sayılı yasanın 5 md ve Anayasanın 43. md.leri gereğince kıyı kenar çizgisi kapsamında kaldığını ileri sürerek kıyıda kalan kısmın tapusunun iptali isteğinde bulunmuştur.
Davalı, davanın reddini savunmuş, birleşen davasında ise kamulaştırmadan arta kalan 361.72 m2'lik taşınmazın iptali halinde 108000 YTL tazminatın faizi ile birlikte tahsili isteğinde bulunmuştur.
Mahkemece, dava konusu taşınmazın kıyı kenar çizgisi kapsamında kaldığı gerekçesiyle davanın kabulü ile tapunun iptali ile sicilden terkinine, davalının birleşen davasının kısmen kabulü ile 78000 YTL tazminatın davacı (k.davalı) hazineden tahsiline, fazlaya ve faize ilişkin taleplerin reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı hazine tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Uğur Şentürk'ün raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava 3621 sayılı yasadan kaynaklanan taşınmaz sicil kaydının kütükten terkini, birleşen dava ise sicil kaydı terkin edildiği takdirde terkin edilen bölümle ilgili olarak tazminat istemine ilişkindir.
Dosya içeriğinden toplanan delillerden, özellikle mahkemece 28.11.1997 tarih 5/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince belirlenen kıyı kenar çizgisine göre tanımı 3621 sayılı yasanın 4.md.de yapılan kıyı kapsamında kaldığı saptanan bölümleri hakkındaki kaydın kütükten terkinine ve birleşen dava yönünden T.C Anayasasının 90. md. ve Avrupa İnsan Hakları sözleşmesinin eki olan protokolün 1. md. uyarınca birleşen davanın davacısı yararına makul olduğu anlaşılan tazminata hükmedilmiş olmasında kural olarak bir isabetsizlik yoktur.
Ancak, çekişme konusu taşınmazın 48.50 m2'lik bölümünün daha önceden karayolları tarafından kamulaştırıldığı ve bu işlemin kesinleştiği halen kamulaştırılan bölümün sicilden terkin edilmediği dosya kapsamı ile sabittir. Davada kamulaştıran idare yer almadığına göre anılan bu bölüm hakkındaki davanın kabul edilmiş olması isabetsiz olduğu gibi, tazminatın belirlenmesinde birleşen davanın davacısının kamulaştırılan kesimle ilgili mülkiyetten kaynaklanan bir hakkının kalmamasına karşın bu bölümün de tazminata dahil edilerek davalı yararına fazla tazminata hükmedilmiş olması da isabetli değildir.
Öte yandan, birleşen davadaki isteğin niteliği gözetildiğinde dava kural olarak nisbi harç ve buna bağlı olarak da nisbi avukatlık ücretine tabi ise de, birleşen davada maktu harç yatırılmış olup, keşfen belirlenen değer üzerinden yargılama sırasında harç ikmali yapılmadığına göre Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca hüküm altına alınması gerekli avukatlık ücretinin maktu avukatlık ücretinden cüzi'i olamayacağı gözetilerek bu oranda davalı yararına ücret takdir ve tayini gerekirken fazla ücretin hüküm altına alınmasının doğru olduğu söylenemez.
Sonuç: O halde, davacı hazinenin bu yönlere değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün belirtilen yönlere hasrenHUMK'nun 428. md. gereğince bozulmasına, 30.10.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy