(818 S. K. m. 390) (1086 S. K. m. 428) (4721 S. K. m. 2, 3)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, paydaşı olduğu 100 sayılı parsel iken 641 ve 642 sayılı parseller olarak ifraz gören taşınmazlardan 642 parsel sayılı taşınmazdaki payının, davalı oğlu Hüsnü tarafından, ismiyle ilgili tapuda düzeltme yaptıracağı bahanesiyle kendisini kandırarak ve aldatarak aldığı satış yetkisini içerir vekaletnameye dayanılarak diğer davalı Durmuş'a 1.11.2001 tarihinde ve satış suretiyle temlik edildiğini, ortada gerçek anlamda bir satış ve ödenen satış bedelinin de bulunmadığını, davalı Durmuş'un kendisinin torunu, Hüsnü'nün yeğeni olup, iradesine aykırı işlem yapıldığını ileri sürerek, 642 sayılı parsel bakımından tapu iptali ve tescil istemiş, 13.12.2002 tarihli oturumda, ehliyetsizlik iddiasında bulunmuş, son oturumda ise, satış gören taşınmazın 100 sayılı parsel olup, maddi hatayı bu şekilde düzelttiğini beyan etmiştir.
Davalı Hüsnü, davacı annesine 6 yıldır bakması, masraflarını gidermesi karşılığında davacının vekaletnameyle satış yetkisi verdiğini, tapu kaydında davacının baba adının hükmen düzeltilmesinden sonra anılan vekaletnameye dayalı olarak davacının çekişmeli taşınmazdaki payını emlakçılık yapan dava dışı Arif'e sattığını, bilahare yeğeni olan diğer davalı Durmuş'un taşınmaz üzerinde evi olması nedeniyle bu payı Arif'ten satın aldığını, işlemlerin tümünün davacının bilgisi dahilinde gerçekleştirildiğini belirtip, davanın reddini savunmuştur. Diğer davalı Durmuş, babaannesi olan davacının muvafakatıyla dava konusu taşınmaz üzerine 3 katlı ev yaptığını, ancak davacının çekişmeli payı kendisine kayden devredeceği vaadine rağmen başkasına satması nedeniyle, alıcı Arif'ten alış bedelinin 500.000.000.-TL fazlasını vererek satın almak zorunda kaldığını belirterek, davanın reddini istemiş, bilahare davacının ehliyetsizlik iddiasının, iddianın tevsii olup, muvafakat etmediğini bildirmiştir.
Mahkemece, vekil olarak hareket eden davacının oğlu davalı Hüsnü'nün, taşınmazın gerçek değerinin çok altında bir bedelle satarak vekalet görevini kötüye kullandığı, diğer davalı Durmuş'un ise, davacının torunu ve davalı Hüsnü'nün yeğeni olup, vekalet görevinin kötüye kullanıldığını bilebilecek durumda olduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı Durmuş Ö. vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 29.9.2009 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Avukat Ali Küçük geldi, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen vekili avukat gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi Sevinç Türközmen tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar
Dava, ehliyetsizlik ve vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacı Huriye Ö.'ün 22.2.2001 tarihli vekaletnameyle vekil tayin ettiği davalı Hüsnü Ö. tarafından davacıya ait 100 parsel sayılı taşınmazdaki 24/120 payın 31.10.2001 tarihinde ve satış suretiyle dava dışı Arif U.'a temlik edildiği, Arif U.'un da anılan payı 01.11.2001 tarihinde davalı Durmuş Ö.'e aynı şekilde devrettiği anlaşılmaktadır.
Dava dilekçesinde, satışı yapıldığı belirtilerek dava konusu edilen taşınmazın 642 sayılı parsel olduğu yazılı ise de, 642 sayılı parseldeki payın halen davacı üzerinde bulunduğu, bu taşınmazla ilgili bir temliki tasarruf işlemi bulunmadığı, temlik konusu payın 100 sayılı parselde gerçekleştirildiği görülmekte olup, davacı vekili tarafından da 23.02.2006 tarihli son oturumdaki beyanıyla, parsel numarasında maddi hata yapıldığı belirtilerek çekişmeye konu taşınmazın 100 sayılı parsel olduğu bildirilmiştir. Buna göre, taraflar arasındaki çekişmenin konusunun, temlik işleminin yapıldığı 100 parsel sayılı taşınmazdaki pay olduğu kuşkusuzdur.
Oysa mahkemece vekalet görevinin kötüye kullanılması ile ilgili olarak yapılan araştırmanın 642 sayılı parsele ilişkin bulunduğu, çekişmeye konu edilen 100 parsel sayılı taşınmaz bakımından bir araştırma ve değerlendirme yapılmadığı ve böylece 642 sayılı parselle ilgili alınan bilirkişi raporunun hükme dayanak yapılarak neticeye gidildiği anlaşılmaktadır. Yapılan yanlışlık parsel numarasıyla ilgili olup, maddi hatadan kaynaklandığı açıktır.
Bilindiği üzere; Borçlar Kanununun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının ;çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2 maddesinde vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir... hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dışı temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu gözardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanun'un 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Hal böyle olunca; çekişme konusu 100 parsel sayılı taşınmaz hakkında yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde araştırma ve soruşturma yapılması, toplanacak olan delillerin birlikte değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Sonuç: Davalı Durmuş'un temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 19.12.2008 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 625.00.-TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, 29.09.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy