(4721 S. K. m. 683, 995) (3402 S. K. m. 19) (6831 S. K. m. 2)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, Hazine adına kayıtlı 1778, 1779 ve 1781 parsel sayılı taşınmazların davalılar tarafından işgal edilip kullanıldığını ileri sürerek, elatmanın önlenmesine ve yapıların yıkımına karar verilmesini istemiştir. Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarında narenciye ağaçları ve sulama havuzlarının davalılara ait olduğu yönünde şerh bulunduğunun, davacı Hazineye taşınmaz üzerindeki muhdesatların bedelleri karşılığı temellükü için süre verilmesine karşın, bedellerin ödenmeyeceğine ilişkin davacı vekilince beyanda bulunulmuş olduğunun ve tapu kayıtlarındaki zilletlik şerhlerinin korunması gerektiğinin anlaşıldığı gerekçeleriyle davaların reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı Hazine vekilince süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Celal Çelik'in raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp, düşünüldü.
Karar: Dava, Hazine tarafından açılan çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; dava konusu 1778, 1779 ve 1781 sayılı parsellerin, öncesinde orman sınırları içerisinde iken 31.12.1981 tarihinde bilim ve fen bakımından orman niteliğini yitirdiğinden 6831 Sayılı Yasanın değişik 2/B maddesi hükmü uyarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığı, kadastro sırasında da Hazine adına tespit edilerek 1778 ve 1779 sayılı parseller yönünden 3402 Sayılı Yasanın 19. maddesi uyarınca muhdesatların davalı tarafa ait olduğu tutanağın beyanlar hanesinde gösterildiği, 1781 sayılı parsel için Hazine aleyhine kadastro mahkemesinde muhdesatların beyanlar hanesinde gösterilmesi için açılan davada Mersin Kadastro Mahkemesinin 1994/411 Esas, 1995/231 sayılı ilamı ile muhdesatın kadastro tespitinden sonra yapıldığı gerekçesiyle, davanın reddedilerek kesinleştiği, eldeki davada davacının temellüke razı olmadığım bildirdiği görülmektedir.
Bilindiği üzere; Türk Medeni Kanununun 683. maddesi uyarınca şey üzerinde mülkiyet hakkı sahibi, hukuk düzeninin sınırları içerisinde kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkilerine sahip olup malını haksız olarak elinde bulunduran kişiye karşı her türlü elatmanın önlenmesi davasını açabilir. Kişi yararına beyanlar hanesinde şerh bulunması fiili durumun tespiti niteliğinde olup, kural olarak sahibine kişisel hakkın dışında herhangi bir ayni hak sağlamaz. Taşınmazın gerek kadastro tespitinden önceki niteliği ve gerekse muhdesatı meydana getirildiği tarih gözetildiğinde esasen kişi yararına ayni ya da korunmaya değer kişisel hak yaratmayacağı kuşkusuzdur.
Bu durumda, mahkemece yapılacak iş, şerhin konusunu teşkil eden muhdesatların niteliği dikkate alınarak Türk Medeni Kanununun 995. maddesinin 2. fıkrası uyarınca iyiniyetli olmayan zilyedin hak sahibi için zorunlu olan giderleri isteyebileceği kuralı gözetilerek en az malzeme bedelinin hüküm altına alınması suretiyle davanın kabulüne karar verilmesinden ibarettir.
Oysa mahkemece, aksine düşüncelerle davanın reddedilmesi doğru değildir.
Sonuç: Davacının, temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 14.09.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy