(818 S. K. m. 18)
Dava ve Karar: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, mirasbırakanları E.'ın kanser hastası olup, tedavi gördüğü dönemde hastanede şuuru kapalı vaziyette yattığı tarihte adına kayıtlı 25 parsel sayılı taşınmazın satışının yapıldığını, işlemdeki imzanın murise ait olmadığını; murisin temlik tarihinde ehliyetsiz olduğunu, bu iddiaları kabul görmezse işlemin mirasçılardan mal kaçırma amacıyla yapıldığını ve satış ile murisin kardeşi olan davalı adına sicil kaydının oluştuğunu ileri sürerek, tapu iptal ve tescil, olmazsa tenkis isteğinde bulunmuştur.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi B. D. K.'un raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, muris muvazaası iddiasına dayalı tapu iptal ve tescil, olmazsa tenkis isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; davacıların mirasbırakanı E. T.'nin adına kayıtlı 25 parsel sayılı taşınmazını 8.1.2008 tarihinde erkek kardeşi olan davalıya satış suretiyle temlik ettiği anlaşılmaktadır.
Davacılar, mirasbırakanlarının işlem tarihinde kanser hastası olması dolayısıyla 31.12.2007'de hastaneye yattığını o tarihten sonra dışarı çıkmadığını, söz konusu işlemin muris tarafından yapılmadığını, akitteki imzanın da murise ait olmadığını, ayrıca 25 parseli davacı C. ile murisin birlikte alıp C.'nın da muvafakatı ile muris adına tescil edildiğini, hastalık nedeniyle murisin satış tarihi itibari ile de hukuki işlem yapma ehliyetinin de bulunmadığını, bu iddialarının kabul görmemesi halinde işlemin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmışlardır.
Hemen belirtilmelidir ki, 3. kişiden satın almak suretiyle miras bırakan adına kayıt oluşturulmasına ilişkin inançlı işleme dayalı iddianın 5.2.1947 tarih 20/6 Sayılı İnançları Birleştirme Kararına göre yazılı belge ile kanıtlanamaması halinde bu iddianın reddedileceğinde kuşku yoktur.
Ancak, davacılar ehliyetsizlik, sahtecilik ve muris muvazaası iddialarına da dayanmıştır.
Bilindiği üzere; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11.4.1990 gün ve 1990/1-152-1990/236 sayılı kararında da vurgulandığı üzere davada dayanılan maddi olaylar bakımından birkaç hukuki nedenin bir arada gösterilmesinde ilke olarak usul ve yasaya aykırı bir yön yoktur.
Somut olayda, öncelikle kamu düzeniyle ilgili olduğu için ehliyetsizlik iddiasının incelenmesi ve araştırılmasının gerekeceği kuşkusuzdur. Ne var ki mahkemece bu konuda yeterli bir inceleme ve araştırmanın yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur.
Öyle ise öncelikle ehliyetsizlik iddiası bakımından tarafların bu yönde bildirecekleri tüm delillerinin toplanması, varsa mirasbırakana ait sağlık kumlu raporları, hasta müşahede kağıtları vs istenmesi, tüm dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderilerek; murisin ehliyetli olup olmadığının belirlenmesi, alınacak Adli Tıp Kurumu Raporunda, murisin ehliyetli olduğu belirlenirse sahtecilik iddiası üzerinde durularak akit tablosundaki imzanın miras bırakanına ait olup olmadığının saptanması, sahteciliğin de kanıtlanamaması durumunun da muvazaa iddiasının incelenmesi ve sonucuna karar verilmesi gerekirken, noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.
Davalının bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 29.04.2010 tarih inde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy