MAHKEMESİ : ÇAL ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 29/12/2011
NUMARASI : 2011/78-2011/297
Yanlar arasında görülen "elatmanın önlenmesi, eski hale getirme ve tazminat davası" sonunda yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar tarafından süresi içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava, elatmanın önlenmesi, eski hale getirme ve ürün kaybından doğan zararın tazmini isteğine ilişkindir.
Mahkemece; davanın reddine karar verilmiştir.
Davacılar, paydaşı oldukları 201 ada, 1 parsel sayılı taşınmaza davalı Belediyenin 2006 yılından itibaren kanalizasyon ve sanayi atıklarını akıttığını, koku ve zehirli sanayi atıklarından dolayı taşınmazın kullanılamaz hale geldiğini, toprağın çoraklaştığını, mahsulden yoksun kalındığını, eski hale getirmenin zaman alacağını ileri sürerek eldeki davayı açmışlardır.
İddianın bu içeriği ve niteliğine göre; taraflar arasındaki çekişmenin Türk Medeni Kanununun 737. ve devam eden hükümlerinde öngörülen komşuluk hukukundan kaynaklandığı açıktır.
Hemen belirtilmelidir ki; çağdaş hukuk sistemlerindeki tanımıyla mülkiyet: geniş haklar, buna bağlı yetkiler ile birlikte bazı ödevlerin oluşturduğu bir hukuksal kurumdur. Başka bir söyleyişle mülkiyet, tanıdığı geniş hak ve yetkilerin yanında bazı ödevlerde yükleyen bir ayni haktır. Medeni Kanunun 683. maddesinde "Bir şeye malik olan kimse hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir." hükmü getirilmek suretiyle mülkiyet hakkının kanunla kısıtlanabileceğine işaret olunmuştur. Bu doğrultuda olmak üzere, taşınmaz malikini komşusuna zarar verebilecek her türlü taşkınlıklardan kaçınmakla yükümlü kılan aynı kanunun 737. maddesi, komşuluk ilişkilerinden doğan zorunlu çıkar çatışmalarını düzenlemiş, bir arada yaşamak durumunda olan, komşu taşınmaz maliklerinin ekonomik, sosyal çıkarlarını dengede tutabilmek için onlara katlanma ve kaçınma ödevleri yüklemiştir.
O halde, bir toplumda birlikte yaşama olanağı sağlayan insancıl, gerçekçi, zorunlu temel hukuk kuralına göre, hakim; somut olayın özelliğini, taşınmazların konumlarını, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetleri, toplumun doğal ihtiyaç ve gerçeklerini gözönünde bulundurarak, komşuların birbirlerine göstermekle yükümlü oldukları olağan katlanma ve hoşgörü sınırını aşan bir taşkınlığın bulunup bulunmadığını saptama, zararı giderici önlemlerden en uygununu bulma, kaçınılmaz müdahaleleri yapmak suretiyle özverileri denkleştirme durumundadır.
Bunun içinde zararın niteliği, kapsamı ve ne surette giderileceği yönünde tarafların tüm delilleri toplandıktan, gerektiğinde yerinde keşif yapıldıktan sonra uzman bilirkişilerden bilim ve tekniğe uygun gerekçeli rapor alınması zorunludur.
Ne varki ; mahkemece yapılan bilirkişi incelemesinde "çekişmeye konu taşınmaza doğrudan bir tecavüzün olmadığı, bu nedenle bir zararın doğduğundan sözedilemeyeceği" gerekçesiyle yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde bir değerlendirme yapılmadığı gibi davacı yanın delil listesinde bildirdiği Çal Asliye Hukuk Mahkemenin 2010/89 sayılı dava dosyasında yapılan keşif sonucu alınan bilirkişi raporunda; üretimin kesintiye uğradığının ve tarımsal verimliliğin yok edildiğinin saptandığı iddiasında bulunulduğu da gözardı edilerek sonuca gidildiği görülmektedir. Bu olgular karşısında yeterli bilirkişi incelemesi yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur.
Hal böyle olunca; mahallinde konunun uzmanı üç kişiden oluşan bilirkişi kurulu aracılığıyla yeniden keşif yapılması, yukarıda açıklanan ilke ve olgular doğrultusunda kanalizasyon ve sanayi atıklarının davacının taşınmazına ne şekilde zarar verdiğinin, bir zararının doğup doğmadığının duraksamaya yer bırakmayacak şekilde ortaya konulması, zararın saptanması halinde toprağın eski hale getirilmesi için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi, aynı taraflar arasında görüldüğü belirtilen Çal Asliye Hukuk Mahkemesinin 20/10/89 Esas sayılı dava dosyasındaki bilirkişi raporunun irdelenmesi, toplanan ve toplanacak delillerin birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonuca göre bir hüküm kurulması gerekirken noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir
Davacıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedendoen ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.'nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 21.11.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy