Tebliğname No : 6 - 2010/34390
MAHKEMESİ : Menemen 1. Asliye Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 29/01/2009
NUMARASI : 2006/1057 (E) ve 2009/46 (K)
SUÇLAR : Hırsızlık, iş yeri dokunulmazlığını bozma
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
I- Sanık A.. D.. hakkında hırsızlık ve iş yeri dokunulmazlığını bozma suçlarından kurulan beraat hükümlerinin şikayetçi vekili tarafından temyizi üzerine yapılan incelenmesinde;
Sanık A.. D.. hakkında birleşen dosyanın duruşma gününün bildirilmesine ilişkin tebligatın atılı suçtan zarar gören Türkiye Halk Bankası A.Ş. yerine anılan bankanın Menemen Şubesindeki çalışanı E.. K..' ya yapılması nedeniyle, usulüne uygun olarak kamu davasından haberdar edilmeyen Türkiye Halk Bankası A.Ş. vekilinin 5271 sayılı CMK. nun 260/1. maddesi uyarınca kanun yollarına başvurma hakkı bulunduğu belirlenerek yapılan incelemede;
UYAP üzerinden alınan nüfus kayıt örneğine göre, sanığın hükümden sonra 27.09.2010 tarihinde öldüğünün anlaşılması karşısında; hakkında açılan kamu davasının 5237 sayılı TCK.nun 64/1.maddesi uyarınca düşürülmesine karar verilmesinin gerekmesi nedeniyle hükmün BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Kanunun 8/1.maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK.nun 322.maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, sanık hakkında hırsızlık ve iş yeri dokunulmazlığını bozma suçlarından açılan kamu davasının 5237 TCK.nun 64/1. ve 5271 sayılı CMK.nun 223/8.maddeleri uyarınca DÜŞÜRÜLMESİNE,
II- Sanık İ.. B.. hakkında hırsızlık ve iş yeri dokunulmazlığını bozma suçlarından verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararların şikayetçi vekili tarafından temyizi üzerine yapılan incelenmesinde;
Sanık hakkında hırsızlık ve iş yeri dokunulmazlığını bozma suçlarından verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararların, 5271 sayılı CMK.nun 231/12. maddesi uyarınca itiraza tabi olduğu, bu kararların temyizi mümkün olmadığından, 5271 sayılı CMK.nun 264. maddesine göre de, kanun yolunun ve merciinin belirlenmesinde yanılma, başvuranın hakkını ortadan kaldırmayacağından, şikayetçi vekilinin dilekçesi itiraz niteliğinde kabul edilerek itirazın merciince incelenmesi için dosyanın incelenmeksizin mahalline İADESİNE,
III- Sanık S.. V.. hakkında hırsızlık ve iş yeri dokunulmazlığını bozma suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerinin şikayetçi vekili ve sanık müdafii tarafından temyizi üzerine yapılan incelenmesinde;
Suçtan zarar gören, Türkiye Halk Bankası A.Ş. Vekilinin 17.01.2007 tarihli dilekçesi ve 14.12.2007 tarihli oturumdaki sözlü başvurusu üzerine Türkiye Halk Bankası A.Ş. nın katılan olarak kabulüne karar verilmesi gerekirken, soruşturma aşamasında banka adına ifade veren banka çalışanı E.. K..nın katılan olarak kabulüne karar verilmesi nedeniyle şikayetçi Türkiye Halk Bankası A.Ş. nın 5271 sayılı CMK. nun 260/1. maddesi uyarınca kanun yollarına başvurma hakkı bulunduğu anlaşılmakla, suçtan zarar gördüğü açıkça anlaşılan şikayetçi Türkiye Halk Bankası A.Ş. nın katılma isteminin 5271 sayılı CMK'nın 237. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kabulüne karar verilerek yapılan incelemede;
Sanığın 18 yaşını tamamlamadığı 26.06.2007 ve 14.12.2007 tarihli oturumların kapalı yapılması gerekirken, açık yapılması suretiyle 5271 sayılı CMK' nın 185. maddesine aykırı davranılması, giderilmesi mümkün olmayan usul hatası olarak görüldüğünden bozma nedeni yapılmamıştır.
5320 sayılı Yasanın 13/1. maddesinde, Ceza Muhakemeleri Kanunu gereğince soruşturma ve kovuşturma makamlarının istemi üzerine baro tarafından görevlendirilen müdafii ve vekile ücret ödeneceği, bu ücretin yargılama giderlerinden sayılacağı, 5271 sayılı CMK.nun 324. maddesinde yargılama giderlerinin neleri kapsayacağı ve aynı Yasanın 325 maddesinde de, bütün yargılama giderlerinin cezaya ya da güvenlik tedbirine mahkum edilen sanığa yükleneceğinin düzenlenmiş olmasına karşın, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6/3-c maddesinde, her sanığın kendi kendini savunmaktan başka, kendisinin seçeceği ya da mali olanaklardan yoksun bulunuyor ve adaletin selameti gerektiriyorsa, mahkemece görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından yararlanma hakkına da sahip olduğu belirtilmiş ve Anayasanın 90. Maddesinin son fıkrasında usulüne uygun olarak yürürlüğe konulmuş uluslar arası sözleşmelerin yasa gücünde olduğu, anayasaya aykırılıklarının ileri sürülemeyeceği ve temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası sözleşmelerle yasaların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda uluslar arası sözleşme hükümlerinin esas alınacağı belirtilmiştir. Anılan maddeye göre, hakim uyuşmazlıklarda, temel hak ve özgürlükleri düzenleyen ulusal yasalarla, uluslar arası sözleşmelerin çelişmesi durumunda şüphesiz ki uluslar arası sözleşme hükümlerine göre hareket etme durumundadır.Bu açıklamalar ışığında; Mahkemece 5271 sayılı Yasası'nın 150/3. maddesi uyarınca, Baroya yazı yazılarak 15-18 yaş grubunda bulunan sanığın savunmasını yapmak üzere zorunlu müdafii görevlendirilmesi nedeniyle, müdafiye ödenen avukatlık ücretinin, dosyadaki bilgilerden mali geliri bulunmadığı anlaşılan sanığa, yargılama gideri olarak yükletilmesine karar verilmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6/3-c maddesindeki düzenlemeye açıkça aykırı olacağından, mahkemece zorunlu müdafiiye ödenen ücretin sanığa yükletilmemesinde yasaya aykırılık bulunmadığından tebliğnamedeki (5) numaralı bozma düşüncesine katılınmamıştır.
1- Olay yakalama zapt etme ve üst arama tutanağında atılı suçun şikayetçi bankaya ait virane haldeki fabrikanın arka tarafındaki jeneratörün bulunduğu kısımda işlendiğinin belirtilmesi, sanık A.. D..' in polisteki ifadesinde fabrikanın atıl durumda olduğunu ve kapısının bulunmadığını belirtmesi, kolluk görevlilerince düzenlenen basit krokinin de, suçun işlendiği yerin bina veya eklentisi niteliğinde olup olmadığı konusunda bir açıklık taşımadığının anlaşılması karşısında; mahallinde bilirkişi marifetiyle keşif yapılarak suçun işlendiği jeneratör bölümünün bina veya eklenti niteliğinde olup olmadığı kesin olarak tespit edildikten sonra, hırsızlık suçunun niteliğinin belirlenmesi ve hırsızlık suçunun işlendiği yerde ticari faaliyette bulunulup bulunulmadığı ve iş yeri niteliğinde olup olmadığı da keşifte belirlenerek, 5237 sayılı TCK' nın 116/2 maddesinde düzenlenen iş yeri dokunulmazlığını bozma suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığının değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, eksik inceleme ve araştırma sonucu hırsızlık suçundan 5237 sayılı TCK' nın 142/1-b maddesi uyarınca hüküm kurulması ve sanığın iş yeri dokunulmazlığını bozma suçundan da mahkumiyetine karar verilmesi; kabule göre de, atılı iş yeri dokunulmazlığını bozma suçunun birden fazla kişi tarafından işlenmesi nedeniyle sanık hakkında 5237 sayılı TCK' nın 119/1-c maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,
2- Sanığın Cumhuriyet Savcısına ifade verdiği 15.11.2006 tarihinde 18 yaşını doldurmadığı için yasal temsilcisine sorulmaması nedeniyle uzlaşmak istemediğine dair ifadesinin geçersiz olduğu, soruşturma aşamasındaki ifadesinde şikayetçi bankanın Menemen Şubesinde memur olduğu belirtilen ancak mahkemedeki kimlik tespiti sırasında müdür yardımcısı olduğu yazılı olan E.. K..' nın ise şikayetçi bankayı temsile yetkili olup olmadığına dair bir belge ibraz etmediği gibi dosya içerisinde bankayı temsile yetkili olduğuna dair bir bilgi de bulunmadığı, bu nedenle E.. K..'nın mahkemedeki ifadesinde uzlaşmak istemediğine dair ifadesinin de hukuki sonuç doğurmayacağı anlaşılmakla; suç tarihinde 15-18 yaş grubunda olduğu anlaşılan sanık hakkında; 5271 sayılı CMK’ nın 231, 253 ve 254. maddelerini değiştiren 5560 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği 19.12.2006 tarihinden önce işlenen atılı hırsızlık suçunun da uzlaşma kapsamında olduğu gözetilerek, 5271 sayılı CMK’nın 254. maddesi uyarınca aynı Yasanın 253. maddesindeki yöntem izlenerek hırsızlık ve gündüz işyeri dokunulmazlığını bozma suçları nedeniyle usulüne uygun uzlaşma girişiminde bulunulması gerektiğinin gözetilmemesi,
3- Sanığın adli sicil kaydına esas ilamların yargılamaya konu suçların işlendiği tarihten sonra kesinleşmeleri nedeniyle engel oluşturmadıkları anlaşılmakla; daha önce hapis cezasına mahkum edilmemiş olan ve fiili işlediği tarihte 18 yaşını doldurmamış olan sanık hakkında hükmolunan kısa süreli hapis cezalarının, TCK’ nın 50. maddesinin 3. fıkrası gereğince, aynı maddenin 1. fıkrasında yazılı seçenek yaptırımlardan birine çevrilmesinin zorunlu olduğunun gözetilmemesi,
4- Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 03.02.2009 tarih ve 2008/ 11-250 2009/13 sayılı kararında da kabul edildiği gibi, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinde nazara alınacak zararın maddi zarar olduğu, manevi zararı kapsamadığı, olayda şikayetçinin tazminat istemi bulunmadığı gibi atılı suçlar nedeniyle dosyaya yansıyan maddi bir zararının da belirlenemediği ve sanığın adli sicil kaydına esas ilamların yargılamaya konu suçların işlendiği tarihten sonra kesinleşmeleri nedeniyle engel oluşturmadıkları gözetilerek; 5271 sayılı CMK’ nın 231. maddesinin 6. fıkrasının ( b ) bendi uyarınca, kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işleyip işlemeyeceği hususunda oluşacak kanaate göre hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılamayacağına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden; “...sanığın geçmişte kasıtlı suçlardan mahkum olduğu...” şeklinde, dosya içeriğine uygun olmayan gerekçeyle sanık hakkında aynı kanunun 231/5. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi,
5- Sanığın sebebiyet verdiği yargılama giderinin ayrı yükletilmesi gerektiği gözetilmeden, sanıklardan birlikte tahsiline karar verilmesi suretiyle CMK' nın 326/2. maddesine aykırı davranılması,
Bozmayı gerektirmiş, şikayetçi vekili ve sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebeplerden dolayı (BOZULMASINA), 11.09.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy