Tebliğname No : 2 - 2012/229149
MAHKEMESİ : Konya 8. Asliye Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 24/04/2012
NUMARASI : 2008/753 (E) ve 2012/1053 (K)
SUÇ : Hırsızlık
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2012 / 6-1309 E., 2013 / 258 K. sayılı ve 21.05.2013 tarihli kararında da belirtildiği gibi ceza muhakemesinin en önemli ilkelerinden biri olan ve Latince “in dubio pro reo” olarak ifade edilen “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi uyarınca, sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel şartı, suçun şüpheye yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli ve tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, bir suçun gerçekten işlenip işlenmediği veya işlenmiş ise gerçekleştirilme biçimi konusunda şüphe belirmesi halinde uygulanacağı gibi, suç niteliğinin belirlenmesi bakımından da geçerlidir. Ceza mahkûmiyeti, yargılama sürecinde toplanan delillerin bir kısmına dayanılarak ve diğer bir kısmı göz ardı edilerek ulaşılan ihtimali kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, hiçbir şüphe ve başka türlü bir oluşa imkan vermeyecek açıklıkta olmalıdır.
Öte yandan ceza muhakemesi hukukumuzda mahkemelerce bir yargılama faaliyetinin yapılabilmesi ve hüküm kurulabilmesi için, yargılamaya konu edilecek eylemle ilgili, usulüne uygun olarak açılmış bir ceza davası bulunması gerekmektedir. 5271 sayılı CMK'nın 225. maddesinin “hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir” şeklindeki düzenlemesi uyarınca hangi fail ve fiili hakkında dava açılmış ise, ancak o fail ve fiili hakkında yargılama yapılarak hüküm verilebilecektir. Hükmün konusu iddianamede gösterilen eylemdir. İddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu ileri sürülen fiilin dışına çıkılması, diğer bir ifadeyle, davaya konu edilmeyen bir eylemden dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulması kanuna aykırıdır. Öğretide “davasız yargılama olmaz” ve “yargılamanın sınırlılığı” olarak ifade edilen bu ilke uyarınca hâkim, ancak hakkında dava açılmış bir fiil ve kişi ile ilgili yargılama yapabilecek ve önüne getirilen somut uyuşmazlığı hukuksal çözüme kavuşturacaktır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; 07.07.2008 tarihinde semt pazarında bulunduğu sırada cebindeki cüzdanının kaybolduğunu anlayan mağdurun, olay öncesinde yanına yaklaşan sanıklardan şüphelendiği, mağdurun cüzdanının kaybolduğunu fark etmesinden sonra pazar yerinde sanıkları aramasına rağmen bulamadığı, akşam saatlerinde cüzdanını pazar tezgahının altında bulduğu, fakat cüzdanın içindeki 50 TL'nin yerinde olmadığı, bu olaydan bir gün sonra başka bir semtteki pazar yerine giden mağdurun, burada başka bir kişinin cebindeki cüzdanı aldıkları sırada sanıkları gördüğü, güvenlik görevlileri ile birlikte sanıkları takip ederek yakaladığı biçiminde gelişen olayda;
Mağdur Ali'nin görgüye dayalı bilgisi olmadığı, soruşturma evresindeki ifadesinde cüzdanının çalınması konusunda sanıklar H.. Y.. ve Y.. Ö..'dan şüphelendiğini belirttiği, kovuşturma evresinde ise başka bir pazar yerinde başka kişilere karşı yapılan olayı anlattığı, kendisinin herhangi bir eşyasının çalınmadığını beyan ettiği, sanıkların “suç tarihinde Konya'da bulunmadıklarını ve atılı suçu işlemediklerini” savundukları,
Sanıklar hakkında “07.07.2008 tarihinde mağdur A.. C..'ın cebindeki cüzdanı çaldıkları” iddiasıyla kamu davasının açıldığı, mahkemece hüküm kurulurken mağdur A.. C..'ın duruşmadaki beyanlarının dikkate alındığı, ancak hangi mağdura yönelik hangi eylem nedeniyle hüküm kurulduğunun açık bir şekilde belirtilmediği anlaşılmaktadır.
5271 sayılı CMK’nın 225/1. maddesine göre, hükmün ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil hakkında verilebileceği, sanıklar hakkında 08.07.2008 tarihinde pazar yerindeki bir müşterinin cebinden cüzdan aldığı iddiası ile ilgili açılmış bir davanın bulunmadığı, mağdur A.. C..'a yönelik eylemle ilgili olarak ise yüklenen suçu işlemediğini savunan sanıkların savunmalarının aksine, hukuka uygun, kuşkudan uzak, kesin, yeterli ve inandırıcı kanıtların neler olduğu karar yerinde açıklanıp gösterilmeden ve hangi fiil nedeniyle hüküm kurulduğu da karar yerinde açıklanmadan, yetersiz gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş O yer Cumhuriyet savcısının itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan sebepten dolayı istem gibi BOZULMASINA, 12.11.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.